Bediüzzaman Said Nursî adındaki bilge bir gönül adamı, İstanbul’dan Van’a giderken iki öğrencisi ile birlikte bugünkü Gürcistan’ın baş şehri olan Tiflis’e uğrar.
Tiflis o tarihlerde Müslüman Türkleri sindirme politikası uygulayan Rus devletinin önemli bir şehridir.
Said Nursi bir ikindi vaktinde, Tiflis’te, Şeyh Sanan tepesine çıkmış etrafı izlerken, yanına bir Rus polisi gelir.
-Neden böyle etrafa dikkatle bakıyorsun, diye sorar.
Said Nursi de kararlı ve keskin ifadelerle:
-Medresemin (okulumun) planını yapıyorum, der.
Bir anda şaşıran Rus polis:
-Nerelisin, diye müdahele eder, alaycı bir tavırla.
-Bitlisliyim.
-İyi de burası Tiflis’tir, sen yanlış yerde hayal kuruyorsun.
Said Nursi o etkileyici bakışlarını Rus polisine çevirir.
-Sen bilmez misin ki Tiflis, Bitlis kardeştir.
Bu çıkış karşısında Rus polisi daha da şaşırır.
-O ne demek?
Said Nursi geleceği keşfeden o güçlü hisleriyle tek tek anlatmaya başlar:
-Asya’da, İslam aleminde, üç nur birbiri arkasında parlamaya başlayacaktır. Sizde de üç karanlık birbirini takip edecektir. Sizin şu baskıcı ve despot rejiminiz yıkılacak, ben de gelip buraya medresemi (okulumu) yapacağım...
Ben öz annemden bile böyle içten, riyasız ve menfaatsiz bir ilgi görmemiştim. Her haliyle içime huzur serpmiş, sevgiye aç olan ruhumu beslemişti. Daha da önemlisi; bana insanları güvenebilmeyi öğretmişti.
Nasıl olduğunu anlamadan kendimi bir anda dışarıda buldum. Ancak içime dolan dumanın bıçak gibi nefesimi kesişine daha fazla dayanamayarak cadde üzerindeki dondurucu karlar üzerine bıraktım kendimi... İliklerime kadar işleyen buz gibi havada ölüm kalım mücadelesi veriyordum.
"Ah bir nebzecik nefes... Boğuluyorum... Ne olur Allah'ım! Bir soluk..."