“çoğu kişinin gözünde neyim, kimim ben -bir hiç ya da aksi suratlı, yadırgı bir adam- toplumda doğru dürüst bir yeri olmayan, hiçbir zaman da bir yer bulamayacak, kısacası alçağın alçağı biri. pekala, diyelim ki bunlar doğru, gene de yapıtlarımla, böylesi yadırgı bir adamın, böylesi bir hiçin yüreğinde neler olduğunu dünyaya göstermek isterdim.”
sevmek sadece güçlü bir duygu değildir; bir düşünce, bir yargı, verilen bir sözdür. eğer sevgi sadece bir duygu olsaydı, karşılıklı verilen sonsuza kadar sevme sözlerinin hiçbir temeli kalmazdı. duygu geldiği gibi gider; içinde yargı ve düşünce yoksa, sonsuza dek süreceğinden nasıl emin olabilirim?
eğer birini seviyorsam herkesi seviyorumdur; dünyayı, yaşamayı seviyorumdur. eğer birine “seni seviyorum” diyebiliyorsam, “sende herkesi seviyorum, seninle tüm dünyayı seviyorum, sende aynı zamanda kendimi de seviyorum” da diyebilmeliyim.
ama önemli değil. sevgi bittikten sonra bile, sevmiş olmak tamamen anlamsız değildir, çünkü daima başkalarının anlayamadığı nedenlerle sevilir. bu hislerin hatırasının sadece benliğimizde mevcut olduğunu hissederiz; onu görmek için kendi içimize bakmamız gerekir.
-bağları koparsan ne yapacaksın?
-belki de hiçbir şey! ama bağımsız olduğumu duyacağım, özgür olduğumu... her istediğim an her istediğimi yapabileceğimi...