Nuri, pamuk fısıltısı yumuşaklığında birkaç adım atmış gecenin kalbine doğru. O zaman anlamış bütün gerçeği; ne yürüyormuş, ne duruyor. Yürüyorum dediği durmanın ta kendisiymiş. Düş gibi bir şey yani… Koşarsın koşarsın da varamazsın hani; içindeki umut, varamadığın kadar büyür. Sen bakarsın ışıltıyla. İleriye uzanırsın (uzanmak istiyorsun yalnızca), uzandıkça da kolların uzar babam uzar… Gene de boşluğu avuçlarsın hep; düşünü düş yapan boşluğu…
Dükkânı daraltan sıkıntıda biraz da benim payım varmış gibi havayı yumuşatmak için, bu güvercin resmini sen mi yaptın, dedim berbere.
Ben yaptım, dedi soğuk bir sesle; ama sen bunu daha önce de sormuştun.
Hiç anımsamıyorum, dedim; demek ki unutmuşum.
Yine unutacaksın kuşkusuz, belki bit kez daha soracaksın.
Desene yaşam tekrarlardan oluşuyor…
Yanıma oturmuş, gözlerindeki cellat gözleriyle gözlerimin içine bakıyordu.
Tekrarlardan değil, dedi; tekrarların tekrarından.