Böylece savaşçı ölümünün bilincinde, arzularından arınmış, kararlarının gücüyle yaşamını stratejik bir biçimde yönetir. Ölümünün bilinci ona yol gösterir, onu isteklerinden arındırır ve onu dinç yapar; kararının nihai oluşu onu iyice düşünmeye yönlendirir ve böylece stratejik olarak verebileceği en iyi kararı vermesine götürür; böylece yaptığı her şeyi zevkle ve dipdiri bir verimlilik içinde yapar.
Savaşçı olabilmek için kişinin ölümünün tümüyle bilincinde olması gerekir. Tümüyle ölümünün bilincinde olmak insanı kendi benliği üzerinde odaklaşmaya götürür ki bu da insanı güçsüz hale getirir. Bu nedenle savaşçı ölümünün bilincine iyice vardıktan sonra, ikinci adım olarak, ölümü umursamamayı da öğrenir. Böylece ölüm insanı uyuşturup eylem yapmasını engelleyecek yerde, insana güç verecek bir yoldaş haline dönüşür.
" Yaşamın sınırlı oluşu, beni geçmişin zincirinden kurtarır ve geleceğe serbest bırakır. Eğer, ölümün her an ve her yerden gelebileceğini kabul edersem, bencilliğimden gelen ‘şimdi ve burada’ya ilişkin tembelliğim kaybolur. Kısa bir süre burada olmamın bilincinde olarak, bu yaşamda yapmak istediklerime hemen şimdi ve burada başlamanın ötesinde başka bir yolum olmadığını görürüm. Ama, genellikle ne yaparım: ’gerçekten yaşamayı ‘ gelecekte bir zamana atarım ve tek şansım olan ‘şimdi ve burada’ tembelliğime devam ederim. "