" Elbette bir bedeli var bu ayrıksılığın. Yalnız süvari olmanın. Büyük zaferlerin parçası olamadığım gibi hiçbir ordunun ödülünü de alamıyorum." Özgürlük kendi başına bir ödül " diyerek avutuyorum kendimi.
Biliyorum gerçi geçerliliği yok böyle yaşamanın. Ya çok geçmişte hissediyorum kendimi ya uzak bir gelecekte. Buraya ait olmadığından eminim. Dışındayım bilinen dünyanın.
Hayır acı değil. Gerçek acıtmaz beni; ona ulaşamamak acıtır. "
Şimdi sahipsin ve tüm ömrün şu andan ibaret. Şimdiden başka bir şey yok. Ne dün var ne de kesinlikle yarın. Bunu öğrenmek için kaç yaşına gelmen gerek? Yalnızca şimdi var ve eğer şimdi sadece bu iki günse, o vakit ömrün iki gün ve dolu dolu olacak. Şikâyet etmeyi ve asla sahip olmayacağın şeyleri dilemeyi bir yana bırakırsan iyi bir hayat sürersin. İyi bir hayat süreyle ölçülmez.
Bir an için olsun dönüp de arkama bakmıyorum. Önüme de bakmıyorum. Sadece ayaklarıma bakıyorum. Ayaklarım, şimdiki zamanım.
Geride kalanın ne olduğunu düşünesim yok. Önüme çıkacak olanın ne olduğunu da. Geçmişi ve sonrayı yok sayan zihnim sadece şimdiki zamanda.
Her şeye gerçekten sahip olabildiğim tek zaman. Benimle soluk alan, benimle var olan, benim olan tek zaman. Hep içinde durabildiğim, gerçekten ve gerçek halimle var olabildiğim şimdiki zaman, şu an.
Sesini kaybeden, musikisini, âhengini kaybeden şehir onu yeniden bulacak. Yeter ki insan kaybolmasın, insan bozulmasın. Eşyayı, etrafı yenilersin, düzeltirsin ama bozulan insanı düzeltmek zordur; kim bilir kaç nesil alır.