bugün serin eylül havasında uzun bir yürüyüşe çıktım. bacaklarım ağrıyana kadar yürüdüm. yürüdüm, yürüdüm. genelde benden başka misafiri olmayan taş köprülü parka gittim. bir belediye çalışanı ve üç kadından başka kimse yoktu.
kadınlardan biri beni alabora ettiler dedi. beni alabora ettiler. kazanmıştım, sınavı da geçmiştim, ev bakmaya başlamıştım. bir anda dedi, üniversiteye başkasını aldılar.
söylediklerinin doğruluğunu sorguladım. başımı kitaptan kaldırıp kadının gözlerine baktım. yorgun bir ifade vardı, sıkılmış, sıkışmış. anlattığı hikaye gerçek olmasa bile, bir yerlerde gerçek bir hikayesi vardı.
Nedense yaşlanınca daha çok hissedilir yalnızlık. Belki yalnızlık denen sessizliği, tanıdıkları birer birer kaybetmek destekliyordur, besliyordur. Yalnızlık en derin halinde, kimsenin dilinden ismini duyamamaktır. Veya konuşmayı unutmaktır, karşı komşunun penceresini gözetlemek, sohbet edecek bir insan bulunca muhabbetinin güzelliğine bakmamaktır.
Yalnızlık sanatın her alanında sıkça işlenmiştir. Ancak Fournier dışında çok az sanatçı, böylesine bir his ile boğuşurken, böylesine matrak cümleler kurabilmiştir. Onun mizacından kaynaklandığına inandığım mizah kullanımı, karanlık ve kuytulara itelenmeye çalışılan duyguları okurken gülümseme neden oldu.
Fournier evrensel bir konuyu ajitasyon yapmadan, uzatmadan ve hatta kısa yollardan adımlayarak, duygu selinin yoğun olduğu anlarda bir espri patlatarak kaleme almış.
Tek Yalnız Ben DeğilimJean-Louis Fournier