Agota Kristof'un Büyük Defter, Kanıt ve Üçüncü Yalan kitaplarından oluşan üçlemesi, yalnızca iki kardeşin hikâyesini anlatmaz aynı zamanda insanın gerçekle, hafızayla ve kimliğiyle olan mücadelesini de sorgular. Kitapları okurken insan kendine şu soruyu sormadan edemez: "Gerçek dediğimiz şey gerçekten var mı, yoksa yalnızca inanmayı seçtiğimiz bir hikâye mi?"
İlk kitap olan Büyük Defter sert ve duygusuz bir anlatıma sahiptir. Savaşın ortasında büyümeye çalışan iki çocuğun yaşadıkları, okuyucuya insanın hayatta kalmak için ne kadar değişebileceğini gösterir. Burada ahlakın yerini çoğu zaman zorunluluk alır. İyi ve kötü arasındaki çizgi bulanıklaşır.
Kanıt ile birlikte hikâye daha yalnız ve daha kırılgan bir hâl alır. Karakterlerin iç dünyaları belirginleşirken okur da anlatılanların doğruluğunu sorgulamaya başlar. İnsan hafızasının ne kadar güvenilir olduğu sorusu öne çıkar. Geçmiş, olduğu gibi değil hatırlandığı gibi var olur.
Üçlemenin son kitabı olan Üçüncü Yalan ise bütün taşları yerinden oynatır. Daha önce doğru kabul edilen birçok şey şüpheli hâle gelir. Agota Kristof burada okura kesin cevaplar vermek yerine belirsizliğin içinde düşünme fırsatı sunar. Çünkü bazen insan gerçeği öğrenmekten çok, yaşayabilmek için bazı yalanlara ihtiyaç duyar.
Bu üçleme bana göre savaşın yıkıcılığından çok insan ruhunun parçalanışını anlatır. Kristof'un sade ve keskin dili, duyguları anlatmak yerine onları hissettirir. Kitabı bitirdiğinizde aklınızda olaylardan çok şu düşünce kalır: İnsan kimdir? Anılarımız bizi biz yapan şeylerse, onların ne kadarına güvenebiliriz?
Agota Kristof'un üçlemesi, okuru rahatsız eden ama uzun süre zihninde yaşamaya devam eden eserlerden biridir. Belki de bu yüzden modern edebiyatın en etkileyici yapıtları arasında yer alır. Çünkü bazen bir romanın görevi