insan kendisiyle, bedeniyle, masa, yatak, pencere, leğen gibi beş altı cansız nesneyle çaresizce yalnız kalyor, bu suskunluğun kapkara okyanusunda cam fanusunun altındaki dalgıç gibi, hatta dış dünyaya uzanan halatın koptuğunu, o sessiz derinliklerden bir daha asla çıkarılmayacağını sezen bir dalgıç gibi yaşıyordu. Yapacak hiçbir iş yoktu, hiçbir ses duyulmuyor, hiçbir şey görülmüyordu; her yer kesintisiz bir hiçlikle, tümden mekânsiz ve zamansiz bir boşlukla kuşatılmıştı. Odada volta atarken düşüncelerin de seninle birlikte volta atıyor, hiç durmadan volta atıyordu. Fakat ne kadar soyut olsalar da, sonuçta düsüncelerin de bir dayanak noktasına ihtiyacı vardır, yoksa yalpa vurmaya ve anlamsızca kendi etraflarında dönmeye başlarlar; düsünceler de katlanamaz hiçliğe.