Aydınlık bahçeleri üzerinde uçuyorum. gözlerim yeşilliklerle dolup taşıyor,
nabız atışlarım dallarla, yapraklarla birleşiyor.
Uçuyorum, uçuyorum.
Uzak bir kırda,
kanatlarımı yakıyor güneş ve ben uyanma nefreti ile
toprağa düşüyorum.
Birisi, kül olmuş kanatlarımın üzerinde yürüyor.
Hâlâ biraz soğuk geliyor ama battıkça alışıyorum. Kendimi boşa aldım bayırdan aşağı koşuyorum. Düşüyorum gibi görünüyor olabilir ama bakma aslında uçuyorum. Söylediklerimin hepsini unut, sanki ben biliyorum da mı yaşıyorum Osman?
“Suyun yarattığı şokun karada eşi benzeri yoktur.
Derinizin her noktasından geçen serin, berrak bir sıvı. Yerçekiminden geçici bir azadelik. Havuzun parlak mavi yüzeyinde engelsizce kayıp giderken, suda batmayışın verdiği mucize hissi. Uçuyorum sanki. Hareket halinde olmanın katıksız keyfi.”
Her şeyi unutuyorum. Yalancılık düzeyinde inkâr ediyorum yaşadıklarımı. Halbuki niyetim bu değil, gerçekten unutuyorum. O kişiyle bir yerde tanıştığımızı, şurada bir öğle yemeği yediğimi, o filmi izlediğimi... İnanır mısın, hiç hatırlamıyorum. Yürürken sanki yürümüyorum da hafif hafif uçuyorum. Hafızam pamuk ipliğine bağlı, bazı şeyleri güç bela tutuyorum. Yine de seni unutmuyorum, ama seni unutmuyorum Osman.