Hazin...
Kitaba başlayan ile kitabı bitiren aynı kişi değildir artık. (alıntı)
Sürekli bir yerlerde okuyup, gördüğüm bu söz; bana Tatar Çölü kitabını bitirince bir daha anımsattı kendini. Muhakkak öyle ve tıpkı baş kahramanımız Giovanni Drogo'nun hayat hikayesine ortak olmak gibi. Çok sevdiğim hocalarımızdan birinin tavsiyesiyle başladığım bu kitabı bitirmiş bulunmaktayım.Son sayfayı okuyup bitirdikten sonra ayracı ilk sayfaya koyup kitaplığımın raflarına kaldırdım ve bir süre bakışıp durduk kitapla. Biten ben miydim, kitap mıydı yoksa Drogo muydu? Orası muallakta...
Arayış sürekli bir arayış içindeyiz. Peki neyi arıyoruz? Kimimiz kendisini,kimimiz sevgiyi,kimimiz huzuru vs... kimimiz de kendisinde ki eksikliği ya da aslında eksiklik olmamasına rağmen, aaa bu bende olmalı diyip bir takım noksanlıklar düşünerek hayatımızı monotonluğun dışına çıkarmak, istememiz gibi. Evet, varoluşsal sancılar ile iyiyi en iyisini bulmayı aramak gibi. Ama ararken nerde aradığımız önemli değil midir? Nitekim her şeyden evvel nerde aradığımız önemlidir. Tıpkı başkahraman Giovanni Drogo gibi.
Harp okulunu bitirip yeni görev yerine heyecanla, umutla at süren Drogo için kariyer planlaması pek de istediği gibi gitmez. Mesleki bakımdan yüce bir göreve hizmet edip saygı, sevgi duyacağını düşünen Drogo, hayatın bazı şansızlıklarını, insanların adaletsizliğini hesaba katmayı mı unutur yoksa göz ardı mı eder? Çünkü hayatının geldiği nokta pek de istediği gibi olmaz. Hatta bu hazin sonu hiç düşünmemiştir bile diyebilirim. Oysa ki kendisinin de düşündüğü gibi, “yaşıtlarım şuan çocuklarıyla aileleriyle mutlu bir yaşam içindeler ama ben burda bu halde...”
Bay Drogo'ya mektubum ;
Ahh be Drogo yaşadıklarına canı gönülden üzüldüm, duygularına paydaş olmaya çalıştım ve şunu sakın unutma