Uğur Çevik

Uğur Çevik
@ugurcevikkk
Puan vermedi·156 syf.··
2024 14. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2024 20:03
Kimine göre bakır kimine göre altın çağı?.. Arkadaşımı beklerken, farketmeden içine girdiğim kitapçıda, farketmeden aldığım kitabın incelemesinden herkese merhaba. Bu kadar farketmeme fazla oldu sanırım. Evet o kitapçıya ister istemez girdim çünkü canım çekti ama şurası kessin ki Bir Şiirin Bakır Çağı adlı kitabı almam hiç planda yoktu. Reyonları gezerken gözüme çarpması ile kafamın içinde “ şuana kadar neden hiç duymadım” düşüncelerinin sonunda evimin raflarında kendisine yer buldu ve okuyup bitirme görevini yerine getirmiş bulunmaktayım. :) Ece Ayhan denilince;derin anlamlı, estetik, kulağa hoş gelen ve çoğu zaman dizlerinin üzerinde çokca düşündürten şair gelir akıllara. Toplumun bazı kesimlerince karakteri tartışma konusu olmuşsa da bazı kesimleri tarafından ise çokca kabul edilen bir kalem. İkinci yeni akımının öncülerinden olan Ece Ayhan'nın bu kitabında, sizinle hasbihal ediyormuş gibi sanki karşınızdaymışcasına muhabbet ederek okursunuz. Kitabı bölümlere ve çokca başlıklara ayırarak kaleme alan yazar, zamanın yazarlarını, kitaplarını, filmlerini, dizilerini, şarkılarını ve toplumu birçok yönüyle ele almaktadır. Okurken bazı yazarlar hakkında düşünceleri çokca dikkatimi çekti. Kendisi hakkında önceden varolan bazı bilgi ve düşüncelerim perçimlenmiş oldu. Özellikle şiirin toplumda ki yeri, değeri üzerine çokca duran yazarın bu kitabında çıkarılacak çok önemli noktalar bulunmaktadır. Kitabın sonuna gelirken, Oğuz Atay'ın şu sözleri aklıma geldi, “beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.” Ece Ayhan, anlaşılmadı mı acaba?
Edebiyat
Bir Şiirin Bakır ÇağıEce Ayhan · Yapı Kredi Yayınları · 200291 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
9/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2024 12. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2024 02:58
--Ölü(m)ler Evinden Anılar-- İnsan ne zaman ölür, diye düşündüm durdum bitirdikten sonra.Son nefesini verdikten sonra mı yoksa yaşarken de ölünür mü? Evet yaşarken de ölünürmüş. Tıpkı bu kitaptaki ;o evde yaşayan insanlar gibi. İnsanlar mı desem yoksa prangalara vurulmuş cesedler mi? Peki ev neresiydi onlar için? Dört yılda bir 29 çeken şubat ayının şanslı kitaplarından biri Ölüler Evinden Anılar oldu. Okurken asla sıkılmadığım yazarlar arasında bulunan Dostoyevski'nin, yine üst düzey bir eserinin incelemesini, hakkında duygularımı düşüncelerimi dile getirmekten mutluluk duyarken aynı zamanda okurken verdiği hüznün, dramın karşılığını dökmeye çalışacağım. Sibirya'nın her zaman ki gibi sıcak olmadığı zamanlardan birinde, soğuk havasının ve insanın daha da soğuk bir cezaevinde başlıyor hikaye. Evet burası hiç ısınmıyor ve eğer ki bir mapusta sürgündeyseniz hiç ısınamazsınız. Ama yazarında dediği ve anlattığı gibi, alışırsın her şeye... Peki mapusta süreç nasıl ilerledi? Sanırım hayatta nefes alıp vermek kadar mühim bir şey varsa o da özgürlüktür. “Mutluluğu bilirim mutsuzluğu bana sor” diyen Ferdi Tayfur gibi özgürlüğü bilirim tutsaklığı da baş kahraman Aleksandr Petroviç'e sormak lazım. Onun gözünden anlatmak gerekirse ; hayatın en dibi orası, hayal kurmanın hastalık halini aldığı yer , hayal kuranlarında somurtkan kederli olanların yeri,umudun çokca olup umutsuzluğunda her an olduğu, mutluluğun az ama mutsuzluğun çokca olduğu yer orası, mütevaziliğin az hoşgörüsüzlüğün çokca olduğu yer orası...evet hapishane burası öyle olması normal diyenlerde var, elbette haklı olabilirsiniz kendinizce fakat şöyle bir de yazarın gözünden bakınız ; buraya haksız yere geldim ben mi hakettim bunları dercesine. Zaman ilerliyor sayılı günler azalıyor Petroviç son cümlesinde özgürlüğünü
Edebiyat
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,6bin okunma
10/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2024 11. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2024 00:07
Hazin... Kitaba başlayan ile kitabı bitiren aynı kişi değildir artık. (alıntı) Sürekli bir yerlerde okuyup, gördüğüm bu söz; bana Tatar Çölü kitabını bitirince bir daha anımsattı kendini. Muhakkak öyle ve tıpkı baş kahramanımız Giovanni Drogo'nun hayat hikayesine ortak olmak gibi. Çok sevdiğim hocalarımızdan birinin tavsiyesiyle başladığım bu kitabı bitirmiş bulunmaktayım.Son sayfayı okuyup bitirdikten sonra ayracı ilk sayfaya koyup kitaplığımın raflarına kaldırdım ve bir süre bakışıp durduk kitapla. Biten ben miydim, kitap mıydı yoksa Drogo muydu? Orası muallakta... Arayış sürekli bir arayış içindeyiz. Peki neyi arıyoruz? Kimimiz kendisini,kimimiz sevgiyi,kimimiz huzuru vs... kimimiz de kendisinde ki eksikliği ya da aslında eksiklik olmamasına rağmen, aaa bu bende olmalı diyip bir takım noksanlıklar düşünerek hayatımızı monotonluğun dışına çıkarmak, istememiz gibi. Evet, varoluşsal sancılar ile iyiyi en iyisini bulmayı aramak gibi. Ama ararken nerde aradığımız önemli değil midir? Nitekim her şeyden evvel nerde aradığımız önemlidir. Tıpkı başkahraman Giovanni Drogo gibi. Harp okulunu bitirip yeni görev yerine heyecanla, umutla at süren Drogo için kariyer planlaması pek de istediği gibi gitmez. Mesleki bakımdan yüce bir göreve hizmet edip saygı, sevgi duyacağını düşünen Drogo, hayatın bazı şansızlıklarını, insanların adaletsizliğini hesaba katmayı mı unutur yoksa göz ardı mı eder? Çünkü hayatının geldiği nokta pek de istediği gibi olmaz. Hatta bu hazin sonu hiç düşünmemiştir bile diyebilirim. Oysa ki kendisinin de düşündüğü gibi, “yaşıtlarım şuan çocuklarıyla aileleriyle mutlu bir yaşam içindeler ama ben burda bu halde...” Bay Drogo'ya mektubum ; Ahh be Drogo yaşadıklarına canı gönülden üzüldüm, duygularına paydaş olmaya çalıştım ve şunu sakın unutma
Edebiyat
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
Dillere destan aşk mı yoksa takıntı mı?
8/10
·88 syf.··
2024 7. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2024 22:20
---Beatrice! Dante, heder oldu aşkından... Karşı cinse duyulan aşk ne kadar büyük olabilir? Ya da karşı cinse addedilen övgünün, iltifatın düzeyi ne kadar yüksek olabilir? Fakat karşılıklı aşk yok ise yani sadece tek taraflı bir umut ve beklentiden ibaret ise bu kez ortama bazı acılar, ıstıraplar zuhur edebilir. Tıpkı 28.sayfa da kendisinin de dediği gibi “Aşk'ın hükümdarlığı zararlıdır, çünkü varlığını ona vakfedenler, bağlılıkları derecesinde ıstırap duyarlar.” İşte tam olarak burdasınız, Yeni Hayat kitabında Dante'nin ıstırabına ortak olabilirsiniz. Hayatında ilk kez dokuz yaşında görüp aşık olduğu kadın Beatrice'yi, bir daha dokuz yıl sonra görecek olan Dante'nin ; epik ve çokca lirik bir anlatımla kaleme aldığı bu eserini okuyup, bitirmiş bulunmaktayım. Evet yanlış duymadınız, Dante ;hayatında iki kez gördüğü kadın için çılgınca satırlar dökmüş. Aşka saygı duyarım ama orta da karşılıklı bir şey olmadığından ötürü bana biraz takıntı gibi geldi. Kitap incelemesinden çok uzaklaşmak istemiyorum ama Dante hakkında biraz araştırma yapınca kişilik bozukluklarının olduğunu düşünüyorum. Şahsi görüşümdür ayrıca çoğu yazara olduğu gibi Dante'ye de saygım sonsuzdur. Abartının, betimlemelerin uçuk düzeye ulaştığı bu kitabın benim için en mühim yanı ; İlahi Komedya üçlemesinin hikayesinin giriş kitabı olmasıdır. Bu kitap, İlahi Komedya serisi öncesi çerez niyetine okunulabilir. Gayet akıcı ve kısacık bir kitap zaten. Ayrıca şunu da belirteyim, ben bir hata yapıp sıraya uygun okumadım ama en azından siz, önce Yeni Hayat kitabını okuyun sonra İlahi Komedya üçlemesini okuyun. Çünkü olayların akışı ve kurgununun zihninizde oluşumu daha kolay olacaktır. Yapısal olarak soneler halinde yazılmış ve bu sonelerin sonunda gelen,sonelere ait açıklamalar bulunmaktadır. Böyle
Edebiyat
Yeni HayatDante Alighieri · Can Yayınları · 20221,270 okunma
Hayat Hep Güz...
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2024 5. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2024 10:16
--Yaralı bir çocukluk mu yoksa aylak bir adamın yaşantısı mı? Bu hikaye hangisinin? Okuyup bitirdikten sonra aslında yaralı bir çocukluk demek daha doğru olur sanırım. Hayatımıza her zaman yön veren biz olamayız. Elimizde olan şeyler olduğu gibi elimizde olmayan durumlar neticesinde hayatımız şekil alır. İşte tam olarak onun hikayesi ; Aylak Adam. Bir haylidir okumayı düşündüğüm bu kitabı bitirdim ve mutlaka hakkında bir şeyler yazmadan geçemeyecektim. Yusuf Atılgan'ın kaleminden olan ve birçok yazara ilham kaynağı olmuş bu kitabı, neden bu kadar geç okursun?diye sordum durdum kendime. Bunun telafisini ileri de bir daha okuyup bu kitaba jübile yaparım diye avuttum şimdilik kendimi. Bir daha okunacak kadar iyi bir kitap mı derseniz, evet bir daha okunacak kadar iyi bir kitap. Kendini kendi içinde kaybetmiş bir çocuk. Kaybederken toparlanmaya çalışmayı da ihmal etmemiş ama sonucunda başaramamış ve bizleri acıklı hikayesine ortak eden karakterimiz Bay C'nin hikayesi... Toplumsal yapımıza uygun olmayan ;kimilerince elzem, kimilerine göre alay konusu , kimilerine de üzüntü veren bir olaya tanıklık eden Bay C, yaşantısı boyunca bunun travmasını yaşar. Peki nedir derseniz bu travma? Tabiki söylemeyeceğim, okuyun öğrenin. Hep bir arayış içindeyiz. Hepimiz kendimizde eksik olduğunu inandığımız şeyi ararız. Kimimiz bulur kimimiz ise daha da eksilir. Sonuç ne olursa olsun aramak doğru olandır. Umarım hiç eksik kalmazsınız hayatınız boyunca. Ayrıca kitabı okurken en sevdiğim yazarlardan Oğuz Atay'a sık sık rastladım. Bu da beni mutlu eden ve okurken kitaba daha da bağlayan ayrı bir husus oldu. Kitapla kalın. Bir alıntı ; “Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı.”
Edebiyat
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971bin okunma