Uğur HASPOLAT

Uğur HASPOLAT
@ugurhas
15 okur puanı
Eylül 2018 tarihinde katıldı
Ebedî Utanç
--- Bozucu --- --- Bozucu --- --- Bozucu --- Daha sonra beylerden biri redingotunun önünü açtı ve yeleğinin çevresine bağlanmış bir kuşağa asılı bulunan bir kılıftan uzun, ince, iki yanı da bilenmiş bir kasap bıçağı çıkardı, havaya kaldırarak ışıkta keskin yanlarına baktı. İtici nezaket sözleri yeniden başladı, beylerden biri bıçağı K.'nın üzerinden ötekine uzattı, o da yine K.'nın üzerinden aldığını geri verdi. K. şimdi görevinin kafasının üzerinde elden ele dolaşan bıçağı almak ve kendine saplamak olduğunu çok iyi biliyordu. Fakat bunu yapmadı ve henüz serbest olan boynunu çevirerek etrafa bakındı. Kendini bütünüyle kanıtlayamazdı, resmî makamların işini üstlenemezdi, bu son yanlışlığın sorumluluğu, gerekli olan gücün kalanını ondan esirgemiş olana aitti. K.'nın bakışları taş ocağının yanındaki binanın son katına takıldı. Bir pencerenin kepenkleri bir ışığın çakması gibi açılıverdi, uzaklarda ve yüksekte zayıf ve ince gözüken bir insan, bir çırpıda iyice öne doğru eğildi ve kollarını daha da öne uzattı. Kimdi bu? Bir dost mu? Bir iyi insan mı? İlgilenen biri mi? Yardım etmek isteyen biri mi? Tek bir kişi miydi? Hepsi miydiler? Hâlâ yardım var mıydı? Unutulan itirazlar var mıydı? Vardı hiç kuşkusuz. Mantık her ne kadar sarsılmaz ise de, yaşamak isteyen bir insana karşı koymazdı. Hiçbir zaman görmediği yargıç neredeydi? Asla ulaşamadığı yüksek mahkeme neredeydi? K. ellerini kaldırdı ve bütün parmaklarını gerdi. Ama beylerden birinin eli K.'nın gırtlağına sarılırken, öteki bıçağı yüreğine sapladı ve iki kez çevirdi. K., kaymakta olan gözleriyle yüzünün hemen yakınında beylerin yanak yanağa dayanmış olarak kararı izleyişlerini de gördü. "Bir köpek gibi!" dedi, sanki utanç, ondan sonra da hayatta kalacaktı. --- Bozucu --- --- Bozucu --- --- Bozucu ---
Sayfa 424 - Can Yayınları, Çevirmen: Ahmet Cemal·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
İdrak
--- Bozucu --- --- Bozucu --- --- Bozucu --- Fakat gelenin gerçekten Bayan Bürstner olması K. için hiç önemli değildi, yalnızca şu anda direnişinin ne kadar değersiz olduğunun bilincine varmıştı. Şimdi direnmesinin, bu beylere güçlük çıkartmasının, kendini savunarak yaşamın son parıltılarının da tadına varmaya çalışmasının kahramanca olan hiçbir yanı yoktu. Yürümeye başladı ve böylece bu beylere verdiği sevincin birazı kendisine de geçti. Beyler şimdi gidilecek yönü onun belirlemesini sabırla karşılıyorlardı ve K. da bunu Bayan Bürstner'e yetişmek için ya da örneğin onu olabildiğince fazla görmek istediği için yapmıyordu, Bayan Bürstner'in kendisi açısından simgelediği uyarıyı unutmamak için yapıyordu. "Şimdi yapabileceğim tek şey," dedi kendi kendine ve kendi adımlarıyla öteki üç kişinin adımlarının aynı tempoda olması düşüncelerini onayladı, "şimdi yapabileceğim tek şey, ayırt edilen aklımı sonuna kadar koruyabilmek. Hep dünyaya yirmi elle birden sarılmak istedim ve üstelik amacım da onaylanabilir gibi değildi. Bu yanlıştı; şimdi bir yıllık davanın bile bana bir şey öğretemediğini mi göstermeliyim? Bu dünyadan kafası ağır çalışan bir insan olarak mı ayrılayım? Arkamdan davanın başlangıcında ona son vermek ve şimdi, sonunda ona yeniden başlamak istediğimi mi söyleteyim? Bunu söylemelerini istemiyorum. Bu yolda yanıma bu yarı dilsiz ve anlayışsız beyleri verdikleri, gerekli olanı kendime söylemeyi bana bıraktıkları için şükran duyuyorum." --- Bozucu --- --- Bozucu --- --- Bozucu ---
Sayfa 420 - Can Yayınları, Çevirmen: Ahmet Cemal·Kitabı okudu
Edebiyat
İğrenç Temiz Yüzler
K., aralarında gerilmiş gibi yürüyordu, şimdi üçü birden öyle bir bütün oluşturmuşlardı ki, birisi içlerinden birini kıracak olsa, üçü birden kırılacaklardı. Bu, neredeyse cansızların oluşturabileceği bir bütündü. Sokak lambalarının altında K. çoğu kez, bu sımsıkı yapışmışlık konusunda çok güç olmasına karşın, eşlikçilerini odasının yarı karanlığında yapabildiğinden daha iyi görmeye çalıştı. Kalın boyunlarının manzarası karşısında, belki de bunlar tenordur, diye düşündü. Adamların yüzlerinin temizliğinden iğrendi. İnsan onların göz uçlarını silmiş, üst dudaklarını buruşturmuş ve çenedeki kırışıklıklarını temizlemiş olan eli resmen görebiliyordu.
Sayfa 418 - Can Yayınları, Çevirmen: Ahmet Cemal·Kitabı okudu
Edebiyat
Taşralı ve Kapı Bekçisi
--- Bozucu --- "Mahkeme konusunda yanılıyorsun," dedi rahip, "yasanın girişindeki yazılarda bu yanılma konusunda şöyle denir: Yasanın önünde bir kapı bekçisi durur. Taşralı bir adam, bu bekçiye gelir ve ondan kendisini içeri bırakmasını rica eder. Ancak bekçi, onun yasanın içine girmesine şimdi izin veremeyeceğini söyler. Adam düşünür ve daha sonra girip giremeyeceğini sorar. 'Olabilir', der bekçi, 'ama şimdi giremezsin.' Yasaya açılan kapı her zamanki gibi açık durduğundan ve bekçi yana çekildiğinden, adam kapıdan içerisini görebilmek için eğilir. Kapı bekçisi bunu fark edince güler ve şöyle der: 'Sana bu kadar çekici geliyorsa eğer, yasağıma karşın içeri girmeyi dene. Ancak şunu bil ki ben çok güçlüyüm. Ve ben sadece en alt derecedeki kapı bekçisiyim. Oysa içeride, salonları bekleyen kapı bekçilerinin her biri, ötekinden daha güçlüdür. Üçüncü bekçinin görünüşüne ben bile dayanamam.' Taşradan gelen adam böyle güçlüklerle karşılaşmayı beklememiştir, yasa herkese ve her zaman açık olmalıdır, diye düşünmektedir, ancak uzun ve sivri burnuyla, ince kıllı, uzun ve siyah Tatar sakalıyla, kürk paltolu bekçiye daha bir dikkatli bakınca, içeri girme iznini alana kadar beklemeye karar verir. Bekçi ona bir tabure verip kapının yan tarafına oturtur. adam orada günlerce ve yıllarca oturur. İçeri girmek için pek çok girişimde bulunur ve ricalarıyla bekçiyi yorar. Bekçi onu sık sık küçük sorgulamalardan geçirir, ona vatanına ve daha bir sürü şeye ilişkin sorular sorar, ancak bunlar, efendilerin sordukları türden ilgisiz sorulardır ve sonunda adama hep kendisini daha içeri bırakamayacağını söyler. Yolculuğu için iyi hazırlanıp yanına epey bir şeyler almış olan adam, bekçiyi rüşvet yoluyla elde edebilmek için değerine bakmadan her şeyini kullanır. Adam gerçi hepsini alır, ancak
Sayfa 398 - Can Yayınları, Çevirmen: Ahmet Cemal·Kitabı okudu
Edebiyat
Tanınmak
“Sen, Josef K.’sın,” dedi rahip ve korkuluğa dayalı ellerinden birini kaldırarak belirsiz bir hareket yaptı. “Evet,” dedi K., eskiden kendi adını ne kadar sık söylediğini anımsadı, bu ad bir süredir onun için bir yük olmuştu, ayrıca şimdi adını ilk kez karşılaştığı insanlar bile bilmekteydi, oysa önce kendini tanıtmak ve ancak ondan sonra tanınmak ne kadar güzeldi.
Sayfa 392 - Can Yayınları, Çevirmen: Ahmet Cemal·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam