Sohbet buraya geldiğinde, başka konuşalacak şey mi kalmadı, içim daraldı kapatın konuyu lütfen, gibi cümleler duyardım zaman zaman. Büyük ihtimalle sizler de. Ölüm bilinci, maalesef sevdiğiniz birinin kaybıyla insanda gerçek bir yer ediyor. Benim bu konulara yönelmemdeki sebep biraz da insanların tepkileriyle bu konuya pandoranın kutusu gibi davranılması; hem de yaşadığım kayıplar ve bu kayıpların beni ne şekilde etkilediğini gördüğümde manzaranın kayıtsız kalamayacağım kadar berrak olması oldu.
Ölüm ve yas hakkında diğer psikolojik konulara oranla daha belirli sayıda dikkate değer kitap bulunması ve farklı yazarlar olsa bile, biraz da edebiyat tutkunluğumdan dolayı Irvin Yalom’un kitaplarından başlamayı tercih etmiştim. Yalom, başarılı bir varoluşçu olmasının yanında gerçek bir yazar ve edebiyatçı. Keyif aldığım estetik bir anlatım şeklinin yanında bir de yeni şeyler öğrenmek bana bir taşla iki kuş gibi geliyor.
7 bölümden oluşan bu kitaptan size hem etkilendiğim yerleri paylaşabilmek; hem de acilen duyulması gerektiğini düşündüğüm yerleri belirtmek için bu incelemeyi yazdım. Belki yer yer de içimi dökmüş olabilirim…
1) ÖLÜMCÜL YARA
Irvin Yalom, neden bu nahoş, ürkütücü konuyu seçtiğimi sorabilirsiniz, diyerek ölüm konusuna eğilme nedenini paylaşıyor ilk bölümde okuyucuya. ‘’Gerçekten de son yıllarda kontrollü bakımın, semptom kontrolünün ve düşünme kalıplarını değiştirme girişimlerinin ortaya çıkışı yalnızca bu at gözlüğü takmış bakış açısını şiddetlendirmiştir. Ancak ölüm kaşınır. Hem de her zaman bizimle birliktedir, bazı iç kapıları tırmalar, bilinç zarının hemen altında zorlukla duyulacak şekilde hafifçe uğuldar. Burası endişelerimizin, streslerimizin ve çatışmalarımızın kaynağıdır ve sızıntı yapan çeşitli semptomlar gizli ve kılık değiştirmiş şekilde orata