Ben bilmesem de aslında bütün bunların bir sebebi olmalı. Benim orada olmayışımın, senin burada olmayışının, arkasından koşup yetişemediklerimle erken uğurladıklarımın kalbimin aynı yerinde ukde kalmasının bir sebebi olmalı. Mevsimini şaşırıp yabancı coğrafyalarda vakitsiz ölen kuşların da şimdi penceremi zorlayan bu rüzgarın da bir sebebi olmalı. Uzayarak giden yolların ortasına düşen kayaların, sıkı sıkıya tutulmasına rağmen kaçan uçurtmaların ve gönderdiğim mektupların bir adres bulamayıp geri gelişinin bir sebebi olmalı. Sebep olduktan sonra bir inanmak kalır mı ortada?.. O hâlde bunu saklamalıyım, inancım gizli kalmalı. Ya biri gelip kapımı çalarsa?
Düşmanlarımızın ruhunda dâvamızın birgün mutlaka muzaffer olacağına dair bir ukde yaşamaya başlamıştır. Nihayet, dâvayı kösteklemek için, dâva mümessillerini şahsen kötülemeye ve taraftarlarının gözünden düşürmeye çalışmaktan başka birşey yapamamalarında, silindir gibi yol alan dâvayı cepheden herhangi bir barajla durdurabilmek ümidini kaybettiklerine dair bir işaret vardır. Şimdi bütün ümit, silindirin şöförile tekerlekleri arasındaki münasebeti örseleyebilmekte; ve silindirin kendi kendisini tamir için sarfa mecbur kalacağı zaman paylarından faydalanmaktadır.
Sayfa 52 - (12 Ağustos 1949, Cuma Büyük Doğu Dergisi s.: 23)·Kitabı okuyor
Beklenen soruları beklenen cevaplara veremediğinde merhamet indi kalbine: Ukde. Bilmek ona bir vaad ve bir vebal armağan etti: Ukde. Vaad ile vebal arasında kaldığında Nilüfer: Ukde. Ukde düğüm. Onun hali düğüm düğüm. Kör düğüm.