Evola, Nietzsche, Schmitt, Spengler veya Heidegger gibi hareketin hürmet gösterdiği düşünürler, İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında faşistler için de önem taşıyorlardı.
Yukarıda not edildiği üzere, Alternatif Sağ ideolojisi üzerinde etkisi olan diğer bir önemli şahıs Alman filozof, siyaset teorisyeni ve Nazi Partisi üyesi Carl Schmitt'ti. 1927 tarihli eseri Siyasal Kavramı'nda açıklanan Dost-Düşman Tezi "siyasi eylemlerin ve itkilerin indirgenebileceği spesifik politik ayrım dost ile düşman arasındaki ayrımdır" der. Schmitt'e göre siyasal olan, soyut halde bile susturulamaz ve "en yoğun ve en uç antagonizmdir". Devletin rolü de dostları düşmanlara karşı korumaktır. Böylelikle, düşmanın tespiti kritik önem taşır, zira bu tespit devletin atacağı adımları belirler. Richard Spencer'ın oldukça prestijli Duke Üniversitesi'ne başvururken yazdığı denemenin Carl Schmitt üzerine olması manidardır. Dissident Right isimli Alternatif Sağ web sitesindeki bir makale Schmitt'in fikirlerinin hareket için önemini vurgular ve bu fikirlerin "Muhafazakâr zihin yapısının zayıflıklarını anlamakta ciddi yol gösterici olduğunu ve etnik milliyetçi Alternatif Sağ'ı bir zemine oturtmak için gereken önemli çıkarımları olduğunu" söyler. Sonuç bölümünde, "siyaseti Schmitt'in gördüğü gibi görmeye başladığımızda, hem Alternatif Sağ mensupları olarak kim olduğumuzu (özellikle de neden politik bir birim olarak var olduğumuzu) hem de muhafazakârlığın neden yok olacağını anlarız" denir.
Oswald Spengler'ın 1918 tarihli başyapıtı Batı'nın Çöküşü, aşırı sağ ve faşist düşünceyi uzunca bir süre etkilemiştir. Spengler tarihsel gelişim gibi çizgisel teorileri tarihdışı ve Avrupa merkezci oldukları gerekçesiyle reddetmiş, daha ziyade tarihi medeniyetlerin yükselişi ve çöküşüyle açıklayan döngüsel bir bakışı desteklemiştir. Bu bakışta büyük kültürler organik bir unsur olarak görülür ve önceden belirli çeşitli aşamalardan geçerek "haşmetli dalga döngüleri" oluştururlar. Kültürler "bir anda ortaya çıkar, muazzam hatlar halinde genişlerler ve zamanla düzlüğe erişip yok olurlar ve dalgaların etkisi altında tekrar uyuyan bir atık haline dönüşürler". Bir başka metaforda ise Spengler medeniyetler hakkında “[her biri] bireyin geçtiği yaş safhalarından geçer. Her birinin çocukluğu, gençliği, yetişkinliği ve yaşlılığı vardır" der. Bu minvalde, Avrupa'nın altın çağını geride bıraktığını ileri süren analiz Spengler'ın analiziydi ve tıpkı Evola'nın Gelenekçiliği gibi onun fikirleri de Alternatif Sağ ortamında kendisine alıcılar buldu. 2012 gibi erken denebilecek bir tarihte Richard Spencer merhum İngiliz faşist Jonathan Bowden'la bir podcast hazırlayarak Spengler'ın çağdaş aşırı sağ için önemini tartışmıştı.
Evola ve Gelenekçiliğe ek olarak, Avrupalı karamsar filozoflar da Alternatif Sağ'ın çeşitli gruplarını etkilemiştir. İlk olarak Rus düşünce kuruluşu Katehon'da, daha sonra da Alt-Right.com'da yayımlanan bir makalede, "bilhassa ilginç olan ise Spenglercı bir medeniyet çöküşü teorisine, Nietzscheci bir estetik ve ebedi geri dönüşün dönemsel döngülerine ve Schmittçi bir siyasal kavramsallaştırmasına yapılan vurgudur" ifadesi yer alır.
Özellikle Alternatif Sağ'ın genelinin liberal değerleri reddetmesinin izleri, anti-demokratik, anti-eşitlikçi, anti-liberal ve radikal gelenekçi fikirleri savunan İtalyan faşist filozof Julius Evola'ya kadar sürülebilir. Gelenekçilik özünde eşitliğin ve gelişmenin illüzyon olduğuna inanan ve savaş sonrası aşırı sağında popüler olmuş bir dünya görüşüdür.