Evliliğinin ilk yıllarında maruz kaldığı hakaret ve eziyetler sebebiyle eşinin ailesine kırgın olan ve yirmi yılı aşkın bir süredir görüşüp konuşmayan, bu küslüğü ölüme kadar sürdürmeye, hesabı ukbaya taşımaya kararlı olan bir hanımefendi bir kandil günü ağlayarak yanıma gelmiş ve demişti ki: "Hocam dün gece ne yaptım biliyor musun? Kayınvalidemi telefonla aradım. Bu Kadir gecesi hürmetine, yaklaşan bayram hürmetine ben bu küslüğü bitiriyorum. Geçmişi tamamen siliyorum. Size olan hakkımı helal ediyorum. Siz de beni affedin ve hakkınızı helal edin, dedim." Yirmi yıl sonra ilk kez gelininin sesini ve "anne" deyişini duyan kadıncağız önce inanamamış sonra hıçkırıklara boğulmuş ve "Sen de beni affet yavrum" diyerek helallik istemiş. "Hocam affetmek ne şifalı bir ilaçmış. İnanır mısın dün geceden beri ayaklarım adeta yerden kesildi. Kendimi bedenden azat olmuş, bir ruh gibi hür ve hafif hissediyorum. Meğer yıllardır içimde kin değil dağlardan ağır bir yük taşımışım." diyerek yaşadığı iç huzurunu anlatırken gözlerindeki parıltı görülmeye değerdi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İşini bir türlü bitiremediğimiz dünyada, sabahtan akşama, akşamdan sabaha koşturup durduğumuz, nasıl başlayıp ne zaman bittiğini anlayamaz olduğumuz günler, haftalar, aylar, mevsimler geçip giderken sermayesi sayılı nefesler olan bu ömrün, kârı fethedilen gönüller, kazanılan dualar olacaktır.
Teleskoplarla yerküreden binlerce ışık yılı uzaklıktaki gök cisimlerini görebilen insan şah damarından yakın olanı görüp tanıyamazsa bu göz gerçekten görmekte midir? Birkaç lisanı ana dili gibi konuşabiliyor da gönül dilinden anlamıyor, sevgi lisanıyla konuşamıyorsa kişi, söylenen sözün bir anlamı var mıdır? Çok kazanmanın, iyi yaşamanın, güzel yiyip içmenin hesabını yapan akıl, hakla batılı, helal ile haramı, doğru ile yanlışı ayırt etmiyor, Allah’a vereceği hesabın derdine düşmüyorsa bu nasıl bir akıldır? Tefekkür etmeyen kafayı omuzda, zikretmeyen dili ağızda, fıkhetmeyen kalbi vücutta taşımak yük taşımak değilse nedir? Öyleyse kula düşen evvel emirde kendi gönlünün mimarı olabilmektir.
Hani diyor ya bir düşünür, gönül öyle değerli bir kavram ki içinde yer aldığı her ifadeye değer katar, her cümleyi güzelleştirir. "Alçak" kelimesi bile onunla buluşunca yüce bir erdeme dönüşür. O halde gönlün kıymetini bilmek, gönül yapabilmek ne güzeldir.