"Ama bazen, bilhassa akşam olurken
Bir tuhaflık olmuyor değil
Sızlıyorum, özlüyorum
Resimlerini atamıyorum mesela
Bakamıyorum
Kızıyorum, çok kızıyorum
Üzmek istiyorum seni
Canını yakmak istiyorum
Sonra yatışıyorum
Sanada üzülüyorum
Ama iyileşiyorum ya, iyileşiyorum"
dediği yerdeyim.
Neriman; bal rengi gözleriyle uzun kirpiklerinin birbirine en çok yakıştığı Neriman. Başını cama yaslamış, dışarıyı izliyormuş gibi görünse de aslında içinde bir yolculuğa çıkmıştı. Bindiği tren onu çocukluğuna götürmüştü sanki. Bahçelerinde geçen çocukluğunu hayal ederken boyadığı çam kozalakları boğazında birer yumru oldu, ağlayamadı.Evden dışarıya taşan kayısı reçeli kokusu sinmişti saçlarına. Yıllardır kasabalarındaki kuşların şakımalarını düşünür ve diğer bütün seslere kulaklarını tıkardı adeta. Bugün giydiği elbise, annesinin sandığından alıp bohçasına koyduğu kumaştan dikilmişti. Elbiseyi giyince annesi sarılmış gibi hissetmişti. Buruktu Neriman, biraz kızgın ama daha çok kırgın.Heyecanlıydı da aynı zamanda. Kolay mı, uzun yıllar sonra baba evine gidiyordu. Bu bir dönüştü. Neriman'ın her şeyi ve herkesi arkasında bırakıp gittiği o eski yere şimdi yeniden ve temelli dönüşü.
Neyle karşılaşacağını bilemediğinden kafası bulanıyordu. Nihayet trenden indiğinde 17 yaşında ayrıldığı bu küçük kasabanın havasının bile hâlâ tertemiz kalabilmesine hayret etti.Bir tanıdıkla karşılaşmadan eve ulaşabilmeyi diledi içinden. Dar sokaklarda anlamsızca etrafına bakınarak yürümeye başladı. Yanında küçük bir el çantasından başka bir şey yoktu. En sonunda çarpıp çıktığı o kapıya ulaştı.Elleri titriyor, nefesi daralıyordu. Usulca kapıyı açtı. Küçük bir çocuk karşılası onu, idrak edemedi ilk başta, sonra anladı kendi çocukluğu olduğunu. Gülümsedi, işte her şey bitmişti.
Tam o sıralarda bir cenaze vardı Gülbahçe Camii'nde. Neriman Hanım'ın cenazesi. Evet bir dönüştü bu; Neriman Hanım'ın temelli dönüşü, ebediyete dönüş.