Bu zor ve sonu belirsiz süreçte E.'nin bana destek olmayacağını biliyordum, bencil bir adamdı, bu yüzden ipleri daha en başında koparmak en iyisiydi. Böylece beni en zor zamanımda yalnız bırakacağından emin olduğum sevgilimin kıracağı kalbimin acısını çekmeyecektim.
E. sigarasını yakar, kahvesinden bir yudum içer ve bana onu yalnız bırakmam gerektiğini hissettirirdi. Çok basit hareketlerle yapardı bunu, Almanca veya İngilizce gazetesini çıkarıp koskocaman açar, yüzünü kapatırdı. Bu hareketi bile inciticiydi ama alışmıştım. Kahve fincanım elimde "sonra görüşürüz," diyerek kendi odama giderdim. İncitilmeye alışmanın çok kötü bir his olduğunu aklıma getirmiyordum.
İyi insanlardı hepsi, komşuluğa, dayanışmanın gücüne inanıyorlardı ama iyi insan olmaları meraklı olmalarını engellemiyordu, hatta onlara göre iyi insan olmak, onlara başkalarının hayatını gözleme ve merak etme hakkı kazandırıyordu.
Oysa milyonlarca kitap yazmış, milyonlarca kitapta milyonlarca iyi niyetli düşünceler üretmiş, insan denen varlığı anlamaya çalışmış insanın hakim olduğu dünyanın böyle olmamasını umardı insan.