Buna alışmıştım, daha doğrusu alışmak zorunda kalmıştım, n'apalım canım, o da böyle biri, diye düşünmek bana hak ettiğim değeri vermesini istemekten kolaydı.
Öte yandan benliğimin aldığı yarayı bu kadar derinden hissetmek, beni E.'nin görmekten kaçındığım gerçek yüzünü tanımaya çok yaklaştırmıştı, hâlâ bir özdeğerim olduğunu, bir yanımın hâlâ ben olarak isyan edebildiğini görmemi sağlamıştı. Böylece yazımı hemen ertesi sabah postaya verdim ve o akşam ilk kez kendimde ondan ayrılacak gücü bulduğumu hissettim.
Öncekilerden farklı, bir damla bile haz içermeyen çok güçlü bir acı, benlik acısı. Acının nedeni yazımı yayımlanmaya değer bulmaması değil beni fazlasıyla küçümsemesiydi. Oysa inanmamı istediği kadar değersiz olmadığımı biliyordum.
Gerçi ilişkimizin başında keşfetmiş olsam da bir şey değişmezdi çünkü E.'den kopamayışımın sebebi E. değildi, bendim, kendimdim, benim bağlanma sorunumdu.