Zihnimizin de böyle penceresiz, dar odaları var; hiç yaşanmamış olmasını dilediğimiz kötü hatıraları oralara kapatıyoruz ve kapısına kalın asma kilitler vuruyoruz. Sonra bir an geliyor, kısacık bir an, bir karşılaşma belki, yahut bir fotoğraf, bir şarkı mesela, bir film afişi, tam o anda kalın asma kilitler bir örümcek ağı kadar kolayca dağılıveriyor, kendimizi pat diye o acı hatıranın içinde buluveriyoruz. Kötü hatıralara kilit vurulamaz.
Aşığın yüzünü resmetmek ressamlar için en zorudur bilir misin? Zira her baktığında başka bir şey görürsün ve neyi, nasıl anlatacağını bir türlü bulamazsın. Bir kadına yahut Tanrı'ya duyulan aşk her insanda başka ruh halleri başka görüntüler yansıtır.
Aşık olduğun kadının yüzüne bakmanın insanı sarhoş edeceğini de o gün öğrendim. Kaderimi, rüzgârda Handan'ın yüzüne düşen bir tutam zülfüne bağlamıştım.
Birlikte yürüyeceğimiz bir yol bulabilir miyiz hakikaten? İstemek kâfi midir? Aşkın kudretinin her zorluğun üstesinden gelebileceği şairlerin, romancıların zannından, uydurmasından mı ibarettir? Bir yalana bile isteye ne kadar kanabilir ki insan?
Benim senden öte bir yolum yok Handan. Bunu bilesin. Senin haberin yok, lakin ben her anımı seninle yaşıyorum. Senin hülya sandığın benim varlığımın bir parçasıdır.