Ulku

Ulku
22 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
Çocuklarda özsaygı, kendi kişilik özellikleri için saygı gördüklerinde, ayrıca ebeveyn çocuğun sahip olduğu kendine has ilgi alanlarını ve yeteneklerini geliştirmesine izin verdiğinde gelişir. Ancak anne babadan gelen sevgi koşulluysa, yani ebeveynin çocuğu için yarattığı kalıba uymasına bağlıysa çocuğun özsaygısının azalmasıyla sonuçlanır. Çünkü çocuk hiçbir zaman kendini yeterli hissetmez. Çocuk, ebeveyninin gerçekten sevdiği şeyin kendisi değil de yaratmak zorunda olduğu bir imaj olduğunu hissedebildiğinden dolayı kendini sürekli tehlikede hisseder. Birçok anne baba koşulsuz sevmeyi bilmez. Sevgileri performansa bağlıdır. Başka bir deyişle, çocuk ebeveynlerin standartlarına göre davranırsa sevgi görür. Çocuk, anne babanın beklentilerine göre davranmazsa, eleştiri ve reddedilme ile karşılaşır. ve reddedilme ile karşılaşır.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Herkesin gördüğü güneş aynıydı. O halde, farklı olan bir şey yoktu. İnsanlar doğar, büyür, evlenir, çocuk yapar, büyütür, sonra da ölürlerdi. Hayat, üzerinde yürünmesi zorunlu, sıradan bir yoldu. Şanslı ya da şanssız olmak, güzel ya da çirkin olmak, zeki ya da aptal olmak küçük ayrıntılar.
Geçmişe dair pek çok şey hatırlayabilirsiniz, bunları her hatırlayışınızda canınız da yanabilir. Ama söz konusu olan sadece anılarsa ve geriye o anıların içinde toplandığı bir kanıt kalmamışsa, işiniz daha kolaydır. Çoğu kez bunu yapmak da elinizdedir. Görmeseniz bile hep nerede olduğunu bildiğiniz acı ifadeli bir ihtiyar gibi sizi bekleyen mektuplar, hediyeler, resimler, gün gelip çekmecelerden, tozlu dolaplardan çıkarılır ve birkaç damla gözyaşı eşliğinde yok edilebilir. Ama bir ev... Bir eve ne yapabilirsiniz ki?
Yazacaklarımla, gecikmiş bir yüzleşmeyi sonunda gerçekleştirmiş olacağım. Eski bir fotoğrafa bakar gibi kendi gözlerimin içine bakacak ve "İşte bu sensin, diyeceğim. Zor olacak, biliyorum. Ama inandırıcı durmasa da, bir kahraman edası takınarak başımı kaldırmam gerek. Fotoğraf orada... Beni bekliyor. Herkesin "özel tarihi"nde benzer yaşanmışlıklar var. Ve yine herkesin hikâyesi gibi, benimki de sonsuz bir kütüphanede, hiç dokunulmadan bekleyen tozlu bir kitabın içinde yıllardır. Şimdi anlatıyorum, hikâyemin kapağını silip diğerlerinin arasında göze batmasını, parlamasını sağlamak için değil. Sadece kendim için... Yaşananlar yıllar, yıllar öncesinde kaldı. Belki benim de, onlarla orada kalmam gerekiyordu. Ama biliyorsunuz, bu kolay olmuyor. Pek çoklarının yaptığını yaptım, geriye bakmadan yürüdüm gittim ben de. Kolayca sıyrılırım, zamanla unuturum sandım. Olmadı. Onca şeyi ayağıma bağlı ağır bir gülle gibi sürükledim peşimden. Artık gücüm kalmadı. Durmak, soluk almak, sonra da sağlam bir keski ile bu zinciri kesmek istiyorum.
"Yaşam, kaybetmeyi ögrenmektir." diye başlardı rahmetli Tufan Abi. Genellikle ikinci kadehin dibine darı ektikten sonra felsefe yapma hastalığı tutar, sağ elinin tersiyle dudaklarını kurulayarak, iştahla girişirdi söze: "Kaybetme maceramız daha ana karnından çıktığımızda başlar. Hiç emek harcamadan hüküm sürdüğünüz, dünyanın en güvenli, en yumuşak korunağını, ana rahmini kaybederiz önce. Bizden intikam almak için bekleyen dünya, sanki niye çıktın oradan dercesine, gözlerimizi yakan ışıkları, kulaklarımızı tırmalayan gürültüsü, sıcağı, soğuğu, açlığı, kiri, hastalığıyla saldırır üzerimize. Ama biz de öyle kolay kolay pes etmeyiz. Kaybettiklerimizin yerine anında başka bir şey koyarız. Hem cennetimizi yitirsek de o kutsal yerin sahibi olan annemiz bizimledir, üstelik yanında bir de baba verilmiştir emrimize. Dışarıdaki dünyaya alışmaya başlayınca, kaybettiğimiz cenneti hemen unutuveririz. Ancak büyüdükçe annemiz de babamız da bizden uzaklaşmaya başlar, onları kardeşlerimizle paylaştığımızı anlarız. Kardeşimiz yoksa babayı anneyle, anneyi ise babayla paylaştığımızı fark ederiz. Bize gösterilen ilgi günden güne azalır. Azalan ilgi dünyanın bizden ibaret olmadığını gösteren bir uyarıdır aslında. Ama bu uyarıyı görmezden geliriz. Düşler kurar, hayaller uydurur, kaybettiklerimizin yerine yenilerini koyarak dünyayı kendimiz sanmayı, bu güzel yalana kanmayı sürdürürüz. Yeniyetmelik çağımızda anne, baba sevgisinin yerini arkadaşlara duyulan bağlılık alır. Arkadaşlarımızla hiç ayrılmayacağımıza düşünürüz. Keşke sonsuza kadar böyle aynı mahallede, aynı okulda yaşasak diye dilekler tutar, birbirimize sözle veririz, ama yıllar birer birer alır arkadaşlarımızı elimizden. Ancak yeryüzünde ne kadar kötülük varsa bizde de o kadar umut vardır. Ergenlikle birlikte aşk denilen o büyülü, o