Bir De
Filbahriler derdim sana bu sabah, Tanrı kokuyor dedim, İnanmdılar tabîî. Cebimde kağıt kalem Bir de karanfil. Postacıyı bekledim gelmedi, Zaten mektubmda bitmedi, Güllerden reçel yaptım, Bir de mercimek çorbası Sabah sabah seversin diye. Çamaşırlar kurumadı daha Bi acı kahve bir de sigara, Bir de ültimatom gönderdim Çocuk katillerine... Tuğ-u Şahi /2026
Camillo Benso di Cavour’un siyasi kariyeri ve İtalyan birliği (Risorgimento) yolundaki stratejileri, Bismarck’ın aksine çok daha kırılgan bir coğrafyada, devasa bir imparatorluk olan Avusturya’ya karşı "küçük" Piemonte’yi bir dünya aktörü haline getirmeyi başarmıştır. Cavour’un parlamentoda sağ ve sol merkezleri birleştiren Connubio ittifakı, aslında modern siyasetin en temel pragmatizm örneklerinden biridir. Amacı; ideolojik uçları törpüleyerek devletin modernleşme (demiryolları, ordu reformu, laiklik) adımları için sarsılmaz bir çoğunluk yaratmak. Sonucu; bu yapı, kralın (II. Vittorio Emanuele) yetkilerini anayasal bir çerçeveye oturturken, aynı zamanda Cavour’a dış politikada devasa bir hareket alanı sağladı. Cavour’un Piemonte’yi Kırım Savaşı’na (1854) sokma kararı, tarihin en başarılı "stratejik yatırım" hamlelerinden biridir. İtalya ile doğrudan ilgisi olmayan bir savaşa asker göndererek, 1856 Paris Kongresi'nde "büyük devletlerin" masasına oturma hakkı kazandı. Bu masada "İtalya Sorunu"nu Avusturya’nın bir iç meselesi olmaktan çıkarıp, Avrupa barışını tehdit eden uluslararası bir sorun haline getirdi. Yani, askeri gücü diplomatik bir kaldıraca dönüştürdü. Bismarck’ın Prusya’da yaptığı gibi, Cavour da bir savaşı başlatmanın en iyi yolunun karşı tarafı "hukuken suçlu" duruma düşürmek olduğunu biliyordu. III. Napolyon ile gizli Plombières anlaşmasını yaptıktan sonra, Avusturya’yı kışkırtarak Piemonte’ye bir ültimatom göndermesini sağladı. Böylece Avrupa kamuoyu nezdinde "mağdur" ve "savunmada olan" taraf gibi görünüp Fransa’nın desteğini meşrulaştırdı. Garibaldi, halkçı ve devrimci bir "kılıç" olarak İtalya’nın güneyini fethederken; Cavour, bu kontrolsüz gücün Avrupa’daki statükoyu korkutmasından ve Cumhuriyetçi bir yapı kurmasından çekiniyordu. Cavour’un
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Size bir ültimatom bu Dünyada en çok "Güç "kıskanılır. Güzel şeyler herkese söylenmez
Trump, İran'a ilişkin bir ültimatom yayınlayarak, "bu gece bir medeniyet yok edilecek ve geri dönüş olmayacak" dedi ve İran tarafını bir anlaşmaya varmaya çağırdı (İran liderliğine 04:00'e kadar süre verildi). Trump'ın İran'a karşı "ültimatomları", Putin'in Ukrayna'daki "kırmızı çizgilerini" hatırlatıyor. Doğası gereği, ültimatomlar ne kadar çok dile getirilirse, gerçek etkilerini o kadar kaybeder ve psikolojik baskı aracı haline gelirler. Bu anlamda, Trump'ın son ültimatomunun bir "anlaşma" olarak tasarlandığına şüphe yok. Trump'ın çatışmadan bir çıkış yolu aradığı açık. Ufukta askeri bir çözüm yok. Dünya ekonomisindeki ve enerji piyasalarındaki gerilimler de savaşa devam etmeyi zorlaştırıyor. Özellikle, Trump'ın "İran'daki rejim zaten değişti, yeni bir hükümet var" şeklindeki son açıklamaları, Washington'ın İran meselesinde uzlaşması olarak algılanabilir. Başka bir deyişle, Trump, savaşı başlattığında belirlediği iki ana hedeften biri olan "rejim değişikliğini" zaten başarılmış gibi gösteriyor ve bu bağlamda, mevcut İran hükümetiyle "yeni bir rejim" olarak müzakere etmeye hazır olduğunu ortaya koyuyor. Karşılığında, Tahran'ın savaşın diğer ana hedefi olan "zenginleştirilmiş uranyum" konusunda taviz vermesi bekleniyor. İran'ın uranyum rezervlerini teslim etmesi, Trump'ın çatışmayı "zafer" anlatısıyla sonlandırması ve İsrail'i "yatıştırması" için yeterli olabilir. Özellikle son günlerde ABD özel kuvvetlerinin "pilot kurtarma" bahanesiyle İsfahan'dan "zenginleştirilmiş uranyum" çıkarma girişiminin başarısız olması ve bu konuda karşılıklı anlaşmadan başka seçenek kalmaması göz önüne alındığında. İran yönetimi için ise seçenekler daha karmaşık. Çünkü ABD tarafı önceki anlaşmalara uymadı. Trump'ın 2015 yılında Obama yönetimiyle imzalanan anlaşmayı terk etmesi, bugün
ültimatom :)
Canımı sıkma benim, Kötü söyletme.. Gel diyorsam gel, Git diyorsam Sakın gitme. Ümit Yaşar Oğuzcan
1000Kitap
KISKANILMIYACAK GiBİ DEĞİL Kİ 80 küsür sene önce tenis maçı izlerken fotoğrafı var, yüzerken fotoğrafı var, sahilde kumda otururken, kürek çekerken, at binerken, konser izlerken, zeybek oynarken, dans ederken, heykel incelerken fotoğrafı var. Salıncakta çocuk gibi gülerek sallanırken bile fotoğrafı var. O dönemin kıyafetlerine, ayakkabılarına bakıyorsun; sanırsın dünya moda ikonu. Aman Allah'ım diyorsun, nasıl bir ruh üfledin de çıtayı en üste koydun bu kulunla... Bu kadar GÜZEL bir ÖRNEK İNSAN nasıl olabilir? Ama oldu, bütün dünya gördü, halen görmekte işte! Hayvanlarla fotoğrafları var, çocuklarla, okulda genç kızlarla, delikanlılarla, cephede askerlerle, komutanlarla; dahası köylülerle, şairlerle, yazarlarla, sanatçılarla ... Dua etmişliği de var, vaaz vermişliği de. "Bana yeniden üniformamı giydirtmeyin!" deyip ültimatom vermişliği de var. Tek bir ağacı kesmemek için koca köşkü yürütmüşlüğü de var, bozkır Ankara'ya Atatürk Orman Çiftliği' ni kurmuşluğu da... Kalbine kurşun yemişliği de var ülkesi için; savaştan savaşa koşmuşluğu da. Yirmi iki yıl, rakamla da yazıyorum, tam 22 yılını cephede geçirmişliği, o güzelim ayaklarını asker potinlerinden çıkarmamışlığı, askeri tayınını yemeden sofraya oturmamışlığı da var; bir çok ülke liderini sofrasında ağırlamışlığı da var. Ama ne acıdır ki "Evde yiyecek kalmadı oğul" diye mektup yazan anacığına: "Bu para Milli Mücadelenin parasıdır. Vatanı kurtarmak için topladık, konunun ehemmiyeti büyük, size şu an para gönderemem anacığım, şimdilik evdeki halıları satın” demişliği de var. Ve tarihin görüp göreceği en yoksul, en çaresiz savaşlarından birinde "Geldikleri gibi giderler" demişliği de var. Ömrünü, emeğini, aklını, sevgisini milletine verdiği gibi, tüm malını mülkünü de milletine bağışlayıp geçmiş bir Atamız var. Hep