21 Şubat sabahı saat 11'de Sunay'dan davet aldık. Yanında Kara Kuvvetleri Komutanı Muhittin Önür ve Jandarma Kumandanı Abdurrahman Paşa vardı. Ben ve benimle birlikte çağrılan Necati Ünsalan ve Selçuk Atakan ayakta idik. Sunay bana dönüp "Evladım, yavrum, Hava Kuvvetleri bana bir ültimatom verdi. Akşam kara kuvvetlerine alarmı sen vermişsin. Yerleriniz değiştirilmedikçe hava kuvvetleri alarmı kaldırmayacak. Sizleri feda etmek zorundayım. Ancak hepiniz himayemdesiniz. Sizlerin yerini değiştiriyorum..." dedi.
Kendisine "Ben Allah'tan başka kimsenin himayesi altına giremem. Bu işte ben suçlu değilim. Suçlu olan hava kuvvetleri ve sizsiniz. Çünkü bir kuvveti, bir kuvvet üzerine tertiplerle kullanmaya kalktınız. MBK'cıların ve CHP'lilerin oyununa geldiniz" dedim. Tabancamı çekerek masanın üstüne koydum. "Beni şimdi ya bununla temizlersiniz ya da Divan-ı Harbe verirsiniz. Eğer geceki harekete ben sebep olduysam, beni kurşuna dizdirirsiniz. Benim damarlarımda CHP kanı dolaşmıyor, vatanperverlik kanı dolaşıyor. Böyle bir haksızlığa tahammül edemem. Siz şayet kumandansanız, esas suçluları cezalandırınız" dedim.