İki hafta önce Cuentos de fútbol [Futbol Hikâyeleri) adında, Real Madrid teknik direktörü (umarım bu satırlar yayımlandığında hâlâ yerini korur) Jorge Valdano'nun seçtiği yazıların yer aldığı olağanüstü bir kitabın lansmanına katıldım. Bu neredeyse dört yüz sayfalık kalın kitapta hayatta olan ve olmayan, yaşlı ve genç ve olgun, İspanyol ve Arjantinli, Uruguaylı ve Perulu, Meksikalı ve Paraguaylı yazarlardan yirmi dört anlatı yer alıyor. Meşhur isimler var kitapta, Delibes, Benedetti, Sampedro, Roa Bastos ve García Hortelano gibi. Benim neslimden ise Bask Atxaga, Endülüslü Navarro, Galiçyalı Casares ve Rivas, Leonlu Llamazares ve Madridli bendeniz sıralanıyoruz. Tek bir kadın var, Katalan Rosa Regàs. Öykücülerin bir kısmı olarak gerçekleştirdiğimiz bu toplantıda, belki de bize futbolda garip bir yan olduğunu yine de gösteren tek bilgi buydu, edebiyatı da futbol kadar sevip sevmediğini bilmediğim bir kitlenin tıka basa doldurduğu o salonda. Belki de seviyorlardır, konuşma esnasında fazlasıyla görüldüğü üzere, iki sıfatın birbiriyle çelişmesine gerek yok neticede. Antolojide yer alanlar arasında sadece bir kadın bulunsa da, konuşmadaki kitle hakkında aynı şeyi söylemek mümkün değil, bana erkekten daha fazla kadın yüzü görmüşüm gibi geldi. Her halükârda, artık iyice antika olmuş ve komik Real Madrid marşının sözlerinde, pazarları Chamartín'e doğru yola çıkan "Madridli tazeler"den bahsedilir.
Bu buluşmanın en iyi yanı, podyum yazarlarla dolu olmasına rağmen hiçbirinin ucuz sosyoloji yapmaya, oyunu psikoanalitik açılardan yorumlamaya ya da futbolcular ile romancılar arasında sığ paralellikler aramaya kalkmamasıydı. Bilgiçlik taslamalar ya da taraftarlığı meşru göstermek için mazeret aramalar da yaşanmadı. Her şey nasıl da değişmiş, diye düşündüm. Daha yirmi yıl önce, kamuoyu