Günümüzde insanların mutluluğu "eğlenmeğe" dayanmakta, eğlenmenin altındaysa "almanın", tüketmenin doygunluğu yatmaktadır. Dünya bizim açlığımızı giderecek büyük bir nesne, bir elma, bir şişe, bir memedir; biz durmadan emer, bir şeyler bekler ve umarız - ve sürekli düş kırıklıklarına uğrarız. Karakterimiz değiştokuş etmek, almak, tüketmek, değiştirmek üzerine kurulmuştur. İster ruhsal olsun ister nesnel ne varsa herşey tüketimin ve değiş tokuşun nesneleri haline gelmişlerdir.
Biz şehir ahalisi, üstü çizilmiş kişiler
Kalırız orda senetler, ahizeler ve tren tarifesiyle
Kim bilir kimden umarız emr-i b i'l-m a'ruf
Kim bilir kimden umarız nehy-i ani'l-münker
Bize yalnız oğulları asılmış bir kadının
Memeleri ve boynu itimat telkin eder.
Bu kuşatmada en çok yara alanlar da, en savunmasız olanlarımız, yani çocuklar oluyor. Müzik kliplerinden fışkıran ve neredeyse kudurgan cinsellik, günün her saatinde onların o nazenin
imge dünyalarını bombalıyor. İnsan hayatının kolaylıkla elden çıkarılabilir bir 'meta' olduğunu izleyerek büyüyorlar.
Zaman zaman ''Acaba kimse bu ülkede çocukların da yaşadığını düşünmüyor mu?" diye soruyorum kendime. Yıkıcılık ve ölçüsüz cinsellik üzerine bina edilmiş, çocukları yok sayan
bir yetişkinler imparatorluğuna doğru m u yol alıyoruz?
Umarız çocuklarımızı ve bizi kuşatan bu şiddet bombardımanı bir son bulur.
Bu evrende her şeyin bir hikayesi vardır, ancak hikayeler dinleyicilerle can bulurlar. Yaşamın kendisi de bir hikayedir aslında. Bizi tamamlayacak insanı ararken,aslında hikayemizi dinleyecek birilerini ararız, öylece bırakıp gitmeyecek birilerini. Çoğu zaman içimizdeki sızı, dinlenmemiş olmanın verdiği sızıdır. Yarım kalan bir hikayeyi tamamlamak için başkalarını ararız, o sızıyı dindirmek için bizi dinleyen kişilerden medet umarız.
Yıldız ışığı, parlak yıldız... yukarıya bakar, yıldızların aşağı baktığını umarız, takip edebileceğimiz bir yıldız bulmak ister, gökyüzünde yükselirken bizi de kaderimize ulaştıracak yıldızları görmek için dua ederiz.