"Nasıl öldüğünüzü bilmek bir anlamda nasıl yaşadığınızı bilmek demektir. Umarız ki bu bilginin, her ne kadar acı verici de olsa, size ölümden sonraki hayatı en iyi şekilde
yaşamanız için yardımcı olacağını anlarsınız."
“İnsan geçmişte ve oraya ait kişilerde en çok kendi masumiyetini arar. Yine de bekleriz, ararız, bulmayı umarız. Acılar içinde geçmiş dahi olsa maziyi yüceltip durmamız, ha bire fotoğraf albümlerini karıştırmamız, eski şarkılardan, eski filmlerden, eski dostlardan ve eski sevgilierden medet ummamız hep bundandır.”
“Aşkımızı ilan ederek, yani sevdiğimize yüksek sesle dile getirerek, eksiğimizi veririz. Kendimizde bir şeyin kayıp olduğunu, eksik bir varlık olduğumuzu, tüm varlığımızla bir şeyi istediğimizi beyan ederiz. Böyle olduğu halde partnerimize varlık ve tamlık hissi vermeyi başarırız. Aslında (partnerimize) sahip olmadığımız şeyi hediye ederiz. Daha doğrusu, bizde eksik olan şeyi bir başka şeye çevirir, o kişinin buna iyi bakmasını isteriz. Bu ötekinin bizim eksiğimize burun kıvırmayacağını ya da onu ayakları altına almayacağını umarız. Açıkçası bazı insanlar diğer insanların onların varlıktaki-eksiklerini ya da eksik varlığını reddedeceğinden o kadar korkarlar ki onu açığa çıkarmaya, göstermeye, vermeye çekinirler. Bu durum, sevgisini ilan ederken duyulan bütün endişelerle yakından ilgilidir: “Seni seviyorum” demek “Ben eksiğim ve sen benim eksiğime sesleniyorsun” demektir.”
Söyleyemediğimiz o kadar çok şey var ki; hepsi de fazlasıyla acı verici çünkü. Söyleyebildiklerimizin, geri kalanının acısını azaltacağını umarız ya da bir şekilde bastıracağını.