İşte efendim, İbrahim Paşa on iki sene süren sadaretinde, halk duasını alamadı, kulakları halk derdi ve şikayeti duymadı. Kömür tozunu gözüne sürme yapan İstanbul halkı bugün bizim gözlerimizi kamaştıran Lale Devri yadigarı eşsiz sanat eseri 3.Ahmet çeşmesini elbette göremezdi. Sabunsuz ve mumsuz halk elbet ki İbrahim Müteferrika Matbaası'nda basılan Vankulu Lügati ile Naima Tarihi'ni okuyacak değildi. Bu halk Sadabad, Asafabad, Şarefabaf gibi mamureleri uzaktan uzağa kinle seyredecekti. Yalın ayaklı Patrona ile yalın ayaklı avanesi halkı elbet ki kolaylıkla ikna edecekti.
Odun ateş pahasına, udağacı gibi satılıyor, kömürün tozunu bulsak sürme diye gözümüze çekeceğiz; arpa bulamıyoruz, bir adamın gözünde arpacık çıksa kendini arpa torbasında sanacak, fukaranın gece yakacak yağı, mumu bile yok. İstanbul zürafası kahveyi meşrebine uydurdu, nohut kavurup içiyor, geviş getiren deve gibi, sabun anılsa ağzımız köpürüyor, Bu kıtlığa sebep nedir?
Bugün, Lale Devri'nin günlük hayatını tahayyül edenler, muhteşem bir lüks içinde zevk ü sefa, hatta sefahat sahneleleri görürler. Kendini böyle alemlere kaptırmış bütün devletliler gibi BÜYÜK ADAMI ile YARANI da gaflete düştüler, halk derdi ile meşgul olmadılar; ihtişamın yanı başında sefalet ve ıstırap içinde kıvrananların sayısı gün günden arttı.