Ummadan dünya

Öfkenin, başımıza gelen olayları yaşama yabancılaşmış biçimlerde değerlendirmemizin bir sonucudur. Değerlendirmemiz, bizim ya da çevremizdeki insanların neye ihtiyaç duydukları ile doğrudan bağlantılı değildir. Bunun yerine, başkalarının yaptığı şeylerden dolayı yanlış ya da kötü olduklarını ima eden düşünme biçimleri üzerine temellenmiştir. Bir başka olasılık da, karşımızdakileri bu şekilde davranmaya iten ihtiyaçların neler olduğuna bakmaktır. Başkalarının ihtiyaçlarını bu şekilde anlamak, bizi öfke içinde bırakmaz.
Reklam
Kendinize zaman verin. Evet, eğitimli olduğum otomatik yolların dışında davranmak bazen zahmetli geliyor; ama bunun için kendime yeterince zaman tanımak istiyorum — ki içinde yetiştiğim kültür tarafından programlandığım yaşam biçimini, bir robot gibi otomatik olarak devam ettirmektense kendi değerlerimle uyum içinde bir yaşam sürdürebileyim.
Rosenberg, Öfkenin bastırılması gereken bir şey olduğu fikrinden uzaklaşmak üzere bizi harekete geçiriyor. Öfkeyi, bu tepkiyi tetikleyen karşılanmamış ihtiyaçlarımızla bağ kurmaya çağıran bir armağan olarak görüyor.
Kendi yolumuz
Bazen hayat, yolunda gitmiyormuş gibi görünür. Ne yapacağımızı düşünerek vaktimizi harcarız, yoruluruz. Sakince baktığımızda ise, “yolunda gitmiyor” dediğimiz şeylerin bizi nereye taşıdığını fark etmek mümkündür. “Olanlar” bizi kendiliğinden ilerleyeceğimiz yola, kendi yolumuza taşır. Sadece bakış açımızı genişletmek, olanın nasıl lehimize işlediğini görmeye çalışmak,başlangıçta yeterli olabilir. Burada tabii, “Yol pek de iyi gözükmüyor, lehime işleyen hiçbir durum yok.” gibi düşünceler geliyor. Bu noktada “olan her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu ve bizim iyiliğimize hizmet ettiğini ” her daim akılda tutmak yardımcı olabilir.
Kalıcı çözümler
Her türlü sağlık sorunumuzda, hatta her türlü sorunumuzda; Tanı isimleri bilimsel gelişmelere katkı açısından faydalı olmakla birlikte, gerçek bir iyilik hali arayışında olan bizler için cesaret kırıcı hale gelmemeli, arayışları yavaşlatmamalı. Tanılarda sıkışıp kalmak, yaşadığımız birçok durumu yalnızca “hastalık” üzerinden anlamamıza yol açabiliyor. Bu algı, zamanla “çaresizlik” hissiyle karışan bir teslimiyeti beraberinde getirebiliyor. Ya da gayet insani olarak anlama, anlaşılma ve bağ kurma ihtiyaçlarından kaynaklı “Yapabileceğim bir şey yok, böyle kabul edin.” şeklinde ifade bulabiliyor. Ne yaşadığımızı anlamaya çalışmak, kendimizle yüzleşmek ve çözüm arayışında olmak bizler için en kalıcı iyilik halini getirecek yoldur. Bu yolda tanıları birer yardımcı olarak kullanmak, faydalarından istifade edip tanıda sıkışıp kalmamak yolumuzu genişletecektir.
Reklam