Küçük bir oda düşünün, güneşin altında kavrulan, hele öğle sıcağında yanıp tutuşan bir oda... küçük bir oda, bir masa sandalye ve yatak... ve masanın üstünde bir saat ve tabanca... başka hiçbir şey yok ve bir de masanın önünde duran bir insan... yemeyen, içmeyen, sigara tüttürmeden ve hiç kıpırdamayan bir insan... sürekli sadece... dinleyin, sürekli sadece, üç saat boyunca... saatin beyaz kadrajına ve tik tak ederek bu kadranı dolaşan o saniye göstergesine... böyle... böyle... günü geçirdim, sadece bekledim, bekledim, bekledim... ama şöyle bekledim... bir Amok koşucusu nasıl beklerse öyle, anlamsız, hayvansı, çılgınca, düz çizgide ilerleyen bir inatla.