Tanrılara benzer ömür istemiyoruz. Bize nasip olan ömrü yaşayalım, insanca.
İnsanca yaşamak;
Hiçbir şeye aldanmadan, kendimize yalan söylemeden, kendi yalanlarımıza, gölgelerimize tapmadan yaşamak.
Vücutlarımız, birbirimize en kolay vereceğimiz şeydir. Asıl mesele, birbirimize hayatlarımızı verebilmektir. Baştan aşağıya, sadece bir aşkın olabilmek, bir aynanın içine iki kişi girip oradan tek bir ruh olarak çıkabilmektir.
Hakiki ölüm ıstırap değildi, kurtuluştu; hepsini hepsini bırakıyorum, sonsuzluğa karışıyorum. Aklın bittiği yerde parlayan büyük incinin kendisi oldum; ondan bir zerre değil, kendisi. Fakat hayır, insan, bunu diyeceği yerde, “Mademki düşünüyorum. O halde varım! Mademki duyuyorum, o halde varım! Mademki harp ediyorum, o halde varım! Mademki ıstırap çekiyorum, o halde varım! Sefilim varım, budalayım varım! Varım, varım.” diyordu.
Vatan ve millet, vatan ve millet oldukları için sevilir; bir din, din olarak münakaşa edilir, ret veya kabul edilir, yoksa hayatımıza getireceği kolaylıklar için değil.
Her zaman ne kötü bir sözdür! Duyunca tüylerim diken diken olur. İnsanlar bu kelimeyi kullanmaya bayılır. Yaşadıkları her aşkı sonsuza dek sürdürmeye çalışarak mahvederler. Kelime olarak da anlamsızdır.