Hakikat zuhur ettiğinde, ışığını her yere yayar. Sahih bir akıl, kendi ışığını hakikatin ışığıyla birleştirir. Akıl ile erdemin, mantıksal çıkarım ile manevi tecrübenin, düşünmek ile yaşamanın bütünleştiği yer de burasıdır.
İnsan ile hakikat arasındaki cehalet, nefsaniyet, inat, hırs ve kötülük gibi perdeler kalktığında hakikat açık seçik görülür. Bu "görülme" nazar, müşahede, şehadet etme, idrak ve zevk gibi kognitif ve varoluşsal tecrübelerin temelini oluşturur.
"Bil ki akıl ancak din ile hidayete erebilir. Din de ancak akıl ile açıklık kazanıp anlaşılır hale gelebilir. Akıl temel, din de bina gibidir. Bina olmadığında temel bir işe yaramaz. Temel olmadığında da bina sağlam olmaz."
Kur' an, kavramsal analizi ahlaki yargıyla, deneysel gözlemi manevi tecrübeyle, tarihsel anlatıyı eskatolojik [uhrevi] beklentiyle ve soyut düşünceyi emir ve yasaklarla birleştirir. Kur'an, insanoğlu için öncelikle bir "rehber"dir (hidayet) (Bakara, 2:2) ve bizi cehaletten bilgiye, karanlıktan ışığa, adaletsizlik ve zulümden özgürlüğe götürmeyi hedefler. Kur'an-ı rasyonalite deneysel ve kavramsal olandan ahlaki ve manevi olana kadar tüm alanlara uzanır. Rasyonel olmak, zulüm ve adaletsizliği reddetmek ve ilahi adalet çağrısını kucaklamak anlamına gelir.