Turgenyev'in bu eserinde dönemin gelenekçi yaklaşımını sert bir balyozla kırıp parçalayan nihilist Bazarov karakterini tanıyoruz. Aristokratların rus geleneğinin devamını savunmasına karşın Bazarov yeni nesli ve Rus gençlerini temsil ederek onların karşısına nihilizm ile çıkıyor. Genel olarak zamansız bir konu olan kuşak çatışması ve ilk nihilist karakter olan Bazarov kimliğinin diğer karakterlerde bıraktığı izlere şahit oluyoruz. O dönemde büyük yankı uyandıran yazar Dostoyevski ve Tolstoy gibi etkiliyken, zamanla onlar kadar popülerliğini malesef koruyamamış.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yazar ölümün anlamını farklı tabakadaki insanlar için 5 farklı hikaye sunarak okura ulaştırıyor. Ölüm her insanın ortak yazgısı olsa da herkesin hayatında aynı etkiye sahip olmuyor.
19. yüzyıl Napolyon sonrası dönemde aristokratlar ve din adamlarının entrikalarına dair toplumsal bir eleştiri yapmış Stendhal. Ve böyle çalkantılı bir ortamda alt sınıftan yükselerek saygı ve statü kazanmak için çabalayan bir gencin aşk ile harmanlanmış hikayesini okura muhteşem bir şekilde aktarmış.
Kitabın başlığı başlı başına bir sembol aslında. "Kırmızı"; aşk, tutku ve Fransız ordusunu temsil ederken, "Siyah" ise; ölüm, engeller ve rahipleri temsil ediyor. Hikayenin ilk kısmı Fransa'nın kırsal manzaralarında geçerken ve doğal güzellik ön plandayken; ikinci kısımda Paris, yani şehir hayatıyla birlikte karakter de yazgısı da gittikçe kötücül bir havaya -siyaha- bürünüyor.
Sorel 19. yüzyılda statü kazanmanın yollarını erkenden keşfeden bir karakter. Napolyon'un sürgüne gönderilmesinden sonra orduya katılmanın tek yolunun soylu olmaktan geçtiğini biliyor ve bir taşralı olduğu için bunun mümkün olmadığının farkında. Bu idealini gerçekleştirmek için bir diğer statü sahibi olan din adamlığına soyunuyor. Hırsı o kadar gözünü bürümüş ki bu uğurda sevginin, aşkın kıymetini bilemiyor. Henüz kitabın başında karakterin ikiyüzlü ve çıkarcı olduğu okura yansıtılıyor. Taşralı oldugu için aristokratlara önyargı besliyor. Kendi mevkisi için insanları kullanmaktan çekinmiyor. Karşısındaki insanlarla sürekli psikolojik bir savaş halinde ve bu düşünceler ona gerçek sevginin önemini unutturuyor ta ki özgürlüğü elinden alınana kadar.
Stendhal kilise ve aristokratların Fransa'da ne kadar etkin olduğunu ilmek ilmek işleyerek anlatmış. Julien Sorel karakterini Jack London karakterlerine benzettim, müthiş kurgulanmış bir eser, karakter tahlilleri detaylı ve insan ilişkileri gerçekçi, mutlaka okunması gerek.
Ülkemizde oldukça az kişi tarafından bilinen bir kitap olsa da, sömürü düzeninden kaynaklı sınıf farkının, geleceğin Hindistan'ında hala devam ettiğini görüyoruz bu eserde. Postkolonyal yaklaşımın ele alındığı Harvest'ta sömürülen ve sömüren arasındaki ilişkiyi gayet gerçekçi bir biçimde anlatıyor yazar. Sömürgeci devletlerin Afrika, Hindistan, Karayipler gibi ülkelerde yaptıkları faaliyetlerin aslında tamamen kendi çıkarları için samimiyetsiz bir biçimde yapıldığı vurgulanıyor.
Yazar bunu vurgulamak için defalarca ana karakterlerden birini kullanıyor. Organa ihtiyacı olan kız, para karşılığı organını verecek olan çocuğun adını hikaye boyunca yanlış söylüyor. Sömürenin gözünde, sömürülenin değersizliğini göstermek için bu yola başvurmuş. Postkolonyalizme ait başka birçok unsur yer alıyor kitapta. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Gotik edebiyatın ilk örneklerinden Otranto Şatosu, bu türe olan olumsuz önyargımı haksız çıkarmadı. Bunda elbette çeviriden kaynaklı sıkıntılar da söz konusu. Olympia Yayınları'ndan okumanızı tavsiye etmem. Cümleler hikayeyi daha da karmaşık hale getirmiş. Bir an Virginia Woolf okuyorum sandım, ürperdim.