Bir insan nasıl olur da her yazdığı eseri mükemmelliğe ulaştırabilir?
Jack London genel türlerinin ve karakterlerinin aksine bu sefer bilim kurgu türüne ait yine sürükleyici bir öykü ile karşımızda. Tıpkı Zweig gibi, kısa ama etkileyici eserler ortaya koyabilen, sayfalarca betimlemeden ziyade, okuyucuyu direkt olarak olay örgüsünün içine çeken nadide bir yazar.1900'lerin başında bugünü hayal edip yazmış adeta, ki bu eser kıyamet sonrası kurgunun ilk örneklerindendir.
Kitapta insan ırkının temel korkularından biri olan insanlığın ve medeniyetin sonu işleniyor. Genelde 3. Dünya Savaşı temel alınırken, London bir salgını dünyanın sonu olarak ele alıyor. Yazarın eleştirisi kalabalıklaşan şehirlerle birlikte gittikçe yayılan kapitalizme aslında. Günümüzde bile insan sayısı o kadar fazla ki, bir salgınla baş edebilecek konumda olmaktan ziyade; salgının yayılmasına sebep olabilecek konumdayız, ki yaşadıklarımız malumunuzdur.
Medeniyetin tehdidi karşısında çaresiz kalan insanlar modern ve uygar bireyler olmaktan çıkıp, ilkçağ dönemindeki hayatta kalma içgüdüsü ile hareket eden insanlara dönüşüyorlar. Herkes kendi hayatını düşündüğü için bencilce ve akılsızca davranmaya başlıyor.
Salgından sonra hayatta kalanlar ise gelecek kuşaklara yol gösterici olmak zorunda. Fakat geçmişinde fakir veya ezilmiş olanlar, artık zenginlerle eşit şartlarda yaşadığı ve hatta onlara üstünlük sağladığı için artık sosyal statüleri belirleyenin para değil güç olduğu ortaya çıkıyor. İnsanlık yıllar öncesinde olduğu gibi orman kanunlarıyla yaşamaya başlıyor. Ve bu zamana kadar ilerletilmiş olan medeniyet tekrar kurulmak zorunda.
Kitabın bir bölümünde şöyle bir sözle karşılaşıyoruz:
"Kimisi savaşacak, kimisi yönetecek, kimisi dua edecek...". Kitaptaki 3 çocuk karakterden