Varsayalım ki, mesele sizin dediğiniz gibi olsun!.. Ben de sizin söylediğiniz gibi okyanusları aşacak güçte bir transatlantik olayım. Ancak siz de çok iyi bilirsiniz ki, bu halkın cehaleti de kocaman bir okyanus gibidir. Milyonlarca köylünün derin ve kara cahilliği karşısında, biz oralara sadece çok az bilgi sahibi olan yeni yetme öğretmenleri göndermekle yetiniyoruz.
Bu kitap yazılana kadar Almanya'da yazarlığın yetenek ile sınırlı olduğu düşünülürken, 25 yaşında soylu bir aileden gelen ve memur olan Goethe ile birlikte artık yazarlığın deneyerek öğrenilebileceği ve geliştirilebileceği düşüncesi hakim olmuştur. Maddi olarak imkanları fazla olan birinin böyle bir kitap yazması çokça eleştirilmiş, yine de başarısı yadsınamamıştır.
Goethe'nin bu kadar başarılı bulunmasının sebebini kelime tercihlerine, kelimelerle çok rahat oynayabilmesine, insan ruhunu yine insanın hisleriyle ve düşünceleriyle oldukça pürüzsüz bir şekilde açıklayabilmesine ve ayrıca evrensel, zamansız duyguları ve temaları işlemesine bağlıyorum ki; bu noktada akla ilk gelen isim Shakespeare oluyor. Goethe adeta Shakespeare'den bir parça gibi.
Henüz girişte, toplumdan soyutlanma veya modern hayata yabancılaşma konusunu, bulunduğu kentten daha sakin bir kasabaya giden Werther karakteri ile okuyucuya aktarıyor yazar. İlerleyen bölümde, bulundukları bir baloda insanların onun hakkındaki olumsuz düşünceleri, onu kabullenmemeleri ve ardından Werther'n orayı terk etmek zorunda kalması ve buna alışkınmış gibi bir tavır takınması yine yabancılaşma temasının bir örneği.
Aşk ise eserin ana teması ve hikaye boyunca hem Werther'i yaşadığı hayata bağlayan, hem de onun sonunu hazırlayan tek duygu. Werther bu duyguyu o kadar yoğun yaşıyor ki; aşkın sadece sahip olmaktan ibaret olmadığının farkında. Son bölümde aşkının karşılıklı olduğunu anlayınca toplum normları ve toplumsal ahlak artık ona hiçbir şey ifade etmiyor.
Ahlak çatışması hem Charlotte, hem de Werther için ortak tema. Charlotte, Albert'e bir söz vermiş ve yaşadığı toplumun ahlakı gereği bu sözü tutmak istiyor ve sözünden vazgeçmiyor. Werther ise belli bir süre bunu kabullenirken, Charlotte'u öptükten