Yeraltı edebiyatına dair Bukowski okumuşluğum vardı. Bu tür, 17li yaşlarda beni etkilemişti fakat bir zaman sonra gerçeklikten çok uzak olduğunu, ana karakterlerin - özellikle Palahniuk karakterlerinin- olayların içine sıçıp batırdığını, yoksul olup ben kimseyi umursamıyorum tavırlarıyla gereksiz ve abartılı bir özgüven sergileyip serseri bir hayat tercih ettikleri ve kadınlarla ilişki yaşayıp daha sonra ben şöyle acı çekiyorum gibi kendilerini acındırdıklarını ve hatta -sözde- kendilerine acıdıklarını fark ettim.
Fante okumaya başlarken de aynı beklentiler içerisindeydim ki adeta ters köşe oldum. Arturo Bandini'nin aşkı, nefreti, boşvermişliği, kendine acıması sizi kendine çekiyor -üstte yazdıklarımla çeliştiğimi düşünebilirsiniz- Bandini diğerlerine göre oldukça samimi, asla yapmacık ve şişirilmiş özgüven sahibi diğer karakterler gibi değil. Fante ilmek ilmek işlemiş karakteri. Biraz çekingen ve naif kalmış diğer yeraltı edebiyatı yazarlarına göre, fakat bu kesinlikle olumsuz bir durum değil aksine hikayeyi daha gerçekçi kılmış, özellikle de okumaya katlanamadığım Palahniuk -bence sadece Fight Club'ın ekmeğini yedi, bunun dışında herhangi bir artısı olduğunu düşünmüyorum- Fante'nin eline su dökemez. Keza Bukowski de biraz abartıya kaçıyor bence ama katiyen başarısız bir yazar değil.
Hikayenin tek karakter üzerinden anlatılması ve o karakterin her anını anlatması o kadar başarılıydı ki bu durum kitabı bir o kadar sürükleyici hale getirmiş. Başından kalkamıyorsunuz adeta. Dili de oldukça sade. Ayrıca çok kafa yormayı gerektirmiyor ve kesinlikle defalarca okunabilecek bir kitap. Fante'nin başka bir kitabını daha mutlaka okuyacağım !
Toza SorJohn Fante · Parantez Yayınları · 20245,9bin okunma
"Telgrafı elimden bıraktım. Öylece oturdum. Sonra dizüstü çöküp telgrafı öpmeye başladım. Yatağın altına girip uzandım. Güneş ışığına ihtiyacım yoklu artık. Ne de dünyaya, ne de cennete. Öylece yattım orada. Ölmeye hazırdım. Başka hiçbir şey olamazdı hayatta bana. Hayatım son bulmuştu."
"Güzelliği benim için çok fazlaydı, benden çok daha güzeldi, kökleri benim köklerimden çok daha derindeydi. Beni kendime yabancılaştırıyordu. Sakin geceler ve yüksek okaliptüs ağaçlarıydı o, çöl yıldızlarıydı, kara parçasıydı, göktü, dışardaki sisti, oysa ben sadece yazar olma amacı ile bulunuyordum orda, para kazanmak ve ünlenmek gibi saçma bir nedenle. Benden o kadar daha üstün, o kadar daha dürüsttü ki kendimden iğrendim, ateşli gözlerine bakamaz oldum."