O anda nefret ettim ondan çünkü bana çok acı çektirmişti. Dowson’dan arakladığım sonemi yırtmıştı, telgrafımı birahanede herkese göstermişti. O gece kumsalda beni aptal yerine koymuştu. Erkekliğimden şüphe ediyordu, gözlerindeki küçümseme bu şüpheden kaynaklanıyordu. Yüzünü ve dudaklarını seyrederken ona vurmanın ne büyük bir zevk olacağını düşündüm, yumruğumu var gücümle burnuna ve dudaklarına indirmenin.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Pişmanlığın yararı var mı ve iyilikten sana ne, depremde ölsen ne olur, kimin umurunda? Kent merkezine indim. İşte gökdelenler, gelsin deprem, gömsün beni ve günahlarımı, kim takar? Ne kendime ne de Tanrı’ya faydam var, ha depremde ölmüşüm ha başka türlü. Nedeni, zamanı, şekli önemli değildi.
Kaldırımda hırslı bir şekilde yürüyordum, bana son derece garip görünen insanların yanından geçerek, hayaletlerin; dünya bir hayal gibiydi, şeffaf bir düzlemdi ve üstündeki herkes çok kısa bir süre için oradaydılar; hepimiz, Bandini, Hackmuth, Camilla, Vera, hepimiz kısa bir süre için vardık, sonra başka bir yere gidecektik; hayatta değildik aslında, hayatta olmaya çok yaklaşıyor ama olamıyorduk. Öleceğiz. Herkes faniydi.
“Aşık olduğun kızdan bahset bana,” dedi.
Yapamazdım, bir kadınla birlikte olup başka bir kadına duyduğum hayranlıktan söz edemezdim. Belki de bu yüzden “Güzel mi?” diye sordu. Güzel olduğunu söyledim. Belki de bu yüzden, “Seni seviyor mu?” diye sordu. Beni sevmediğini söyledim. Yüreğim ağzıma geldi birden çünkü giderek sormasını istediğim şeye yaklaşıyordu, o alnımı okşarken soruyu bekledim.
“Peki neden sevmiyor seni?”
Sormuştu işte. Cevabını verebilirdim ve her şey açığa çıkmış olurdu, ama “Sevmiyor işte, hepsi bu,” demekle yetindim.