Hangi inanç sistemi ayıracaktı onu bu pisliğin ayak yolundan? Etrafında birçok safsatacı, onurlu bir yaşamdan bahsederken, görünen o ki kendi tahlillerini pek de iyi yapamıyorlardı. Devlet arazilerini satın alıp, imara açılması için avanta dağıtıp, elli yüz katı rant kazananlarla mücadele etmişti mesleğinin ilk yıllarında. Hatta o kadar komik paralara kamu arazilerini, halkın malını yağmalanlarla yüz göz olmuştu ki her geçen gün içi hınçla dolmuştu. Fabrikatör bozması, mafya olamayacak kadar korkak, basiretsiz bir yüzdecinin yaptığı usulsüzlükleri deşifre etmek için gecesini gündüzüne katmıştı ki iş yüksek mevkilere kadar gitmişti. Muhatap olduğu kişilerin elinin kolunun nasıl bağlandığını görünce, içinde bulunduğu durumun acziyetini hemen kavramıştı. Bir yol seçmeliydi ya öğrencilik yılları gibi direnecekti ya da zalimin zulmüne susup, kendi yoluna devam edecekti.
Yüreğimi sürprizlere kapat da git... İronik ve depresif hallere alışamadı bedenim. Yavru bir kuşun telaşında çarpıyor yüreğim. Yürek dediğin sadece kalpten ibaret değildir. Göğüs kafesindir, soluk borundur, gözlerin ve kulaklarındır. Yüreğin seni taşıyan ayakların, düşmeni engelleyen kollarındır. Bedenine söz geçirebilecek kararlılığındır. Delikanlı adımların, ten kokun, ilk yumruğun ve kavgan, ilk yediğin dayağın, ergenlik sivilcelerin, elinin tersine gelen yeni sertleşmiş sakalın, gözlerindeki parıltılı gülüşün, insan sevgin, yaşama olan inancındır. Çoğu zaman kaybolmayan umutlarındır yüreğin. Cilalı sözlerindir bir yerlerden ezberleyip, ısıtıp ısıtıp sunduğun. Babanın her duyuşunda mest olduğu, annenin yarım ağız gülümsediği iri cümlelerindir. Sevme biçimlerinin çeşitliliğidir onu zengin kılan. Ne kadar emek verdiysen sevmelerinin çokluğuna, seni bırakmayan rehberin ve sadık yoldaşındır yüreğin...