Savaşın ve sessizliğin ortasında bir kadının diliyle anlatılan Sabır Taşı, aslında bize Kur’an’ın tekrar tekrar öğrettiği bir hakikati hatırlatıyor:
İnsanın yükü konuşmayınca ağırlaşır, sabır ise ancak Allah’a yöneldikçe güç verir.
Kadın, kocasını bir “sabır taşı” gibi görür; içine attığı onca acıyı, korkuyu ve kırgınlığı döker. Bizim geleneğimizde ise gerçek sabır taşı kalbin Allah’a açılmasıdır. Kul, içindekini Yaradan’a döktükçe hafifler; gizledikçe taşar.
Bu roman, Doğu’nun acılarını anlatırken bize şunu fısıldıyor:
Sabır susmak değildir. Sabır, suskunluğun içindeki duayı bulmaktır.
Her sıkışmış ruhun bir “sabır taşı” aradığı bu dünyada, en sağlam taşın Allah’ın kendisi olduğunu unutmayalım.