Ruhsal sağlığı ve olgunluğu başarmanın temelinde, ana yönelimli bağlılıktan baba yönetimli bağlılığa doğru gelişmenin sonundaki sentez yatmaktadır. Bu gelişmenin başarısızlıkla sonuçlanması nevrozların temelini oluşturur.
Spinoza tavırlar arasında, etken ve edilgen tavırlar olarak “eylemler” ve “tutkular” biçiminde ayrım yapar. Etken tavır uygulamasında kişi özgürdür. Kendi eyleminin efendisidir. Edilgen tavır uygulamasında ise kişi kullanılmaktadır, kendisinin bile fark edemediği bir dürtünün nesnesi durumundadır. Böylece Spinoza erdemle gücün bir ve aynı olduğu yargısına varmıştır. Haset, kıskançlık, hırs, her çeşit açlık; bunların tümü tutkudur. Sevmek ise zorlama olmadan sadece özgür olunduğunda yaşanabilen, insan gücünü somutlayan bir eylemdir.
Sevmek bir eylemdir; edilgen bir duygu değil. Bir şeyin “içinde olmaktır”, bir şeye “kapılmak” değil. En genel biçimiyle sevmenin etken yapısı, sevmenin almak değil öncelikle vermek olduğu biçiminde tanımlanabilir.
Nasıl ki çağdaş yoğun üretimde malların standartlaştırılması bir gereklilikse, sosyal süreçte de insanların standartlaştırılması öyle bir gerekliliktir. Ve bu işe "eşitlik" denmektedir.