Aslında birbirleri için yanıp tutuşmalar, deli divane olmalar, daha önceki yalnızlıklarının derecesini gösteren bir kanıtken, sevgilerinin şiddetinin ölçüsüymüş gibi kabul ederler.
Kişiyi çekici yapan şey, fiziksel olduğu kadar düşünsel olarak da günün modasına bağlıdır. 1920’lerde sigara ve içki içen, külhani ama seksi kızlar çekiciydi. Bugünün modasıysa, kızların daha evcimen ve nazlı olmalarını gerektiriyor. On dokuzuncu yüzyıl sonlarıyla bu yüzyılın başlarında, erkeğin çekici bir “paket” haline gelebilmesi için saldırgan ve hırslı olması gerekiyordu. Bugün ise hoşgörülü ve sosyal olması isteniyor. Her ne olursa olsun, âşık olma duygusu kişinin kendi olanaklarını değiş tokuşa sokabileceği bir düzeye ulaşması gibi sadece insan metasına bağlı olarak gelişti. Pazarlığa oturduğunda, nesne toplumsal değer olarak çekici olmalı, ayrıca benim görünen ve saklı kalmış değerlerimi ve potansiyelimi göz önünde tutabilmelidir. İki insan, ancak kendi değişim değerlerinin sınırlarını da hesaba katarak, piyasadaki en kullanışlı nesneyi bulduklarını hissettikleri an birbirlerine âşık olurlar. Sık sık sanki gerçek bir mülk alıyormuşçasına, geliştirilebilecek gizli potansiyeller de bu pazarlıkta rol oynar. Tüm yönelimlerin merkezini pazarın oluşturduğu, maddi başarıların en önemli değer olduğu bir uygarlıkta, insanlar arası sevgi ilişkilerinin de meta ve emek pazarını yöneten aynı değişim yolunu izlemesine çok da şaşmamalı.