“peki, o denli mutlu olduğu, kendini o denli iyi hissettiği ve övüp durduğu o günler ne zamandı?” — “o ne budala insandır,” dedi ve acıyarak gülümsedi. “kastettiği, kendinden tümüyle habersiz olduğu, tımarhanede geçirdiği günler.” yıldırım çarpmışa döndüm, eline biraz daha para sıkıştırıp hızla oradan uzaklaştım.
Ryuji için bu öpüşme ölüm demekti; her zaman düşlediği aşktaki ölüm demekti. Kadının dudaklarının yumuşaklığı, gözleri kapalıyken bile görebileceği dudaklarının koyu kırmızısı, mercan denizi gibi hep nemli dudakları; deniz yosunları gibi ürperen kımıltılı dili... Bütün bunlarda doğrudan ölümle bağlantılı olan bir şey vardı. Ryuji bir gün sonra kesin olarak ayrılacaklarını biliyordu; yine de onun uğruna seve seve ölmeye hazırdı, içinde ölüm dalgalanıyor, kabarıyordu.