O anda taş kesilmiştim. İsteklerim ve arzularım da taşa dönüşmüştü sanki. Dış dünya, iç dünyamla bir bağlantısı olmadan, bir kez daha çevremi katı bir şekilde sarmıştı. Amcamın evinden çıkan, beyaz spor ayakkabılarını giyip şafağın alacakaranlığında bu kayın ağacına dek koşup gelen ben, aslında kendi içimde koşmaktan başka bir şey yapmamıştım. Şafağın alacakaranlığında ana hatları belli belirsiz ortaya çıkan kasabadaki evlerin damlarında, ağaç karaltılarında, Aoba Dağı'nın kara zirvesinde ve gözümün önünde duran Uiko'da büsbütün ve korkutucu bir anlamsızlık vardı. Gerçeklik, kendisine yetişmemi beklemeden gelip oracığa kurulmuştu, dahası, benim o âna değin görmediğim bir ağırlıktaki bu manasız, büyük, karanlık gerçeklik bana bahşedilmiş, bana baskı yapmaktaydı.
bu kitap üzerine düşünmek ne acı aslında; akıcı, kısa ve trajik bir karşılıksız aşk hikayesini ele alıyor gibi gözüken ama aslında birçok sorunu daha ortaya koymuş olan bir kitap olması, üzerindeki bu yük, sebep olduğu intiharları engellemek adına yazılışı, ama belki de amacı buydu dedirten dili, werther — ki başlı başına ilginç ve can sıkıcı bir vakadır kendisi, goethe'nin yaşamıyla bağdaşmasındaki günah çıkarma hissi, rüya gibi dili... düşüncelerden uyumaya vakit kalacak umarım.