Varoluşunun temel talebiydi sevgi. Ama hiç sevgi görmemiş ve zaman içinde katılaşmıştı. Sevgiye ihtiyaç duyduğunu fark etmemişti bile. Şimdi de bilmiyordu bunu. Sadece sevginin nasıl ifade edildiğini görmüş, yüreği hoplamış ve ne kadar güzel, yüce ve muhteşem bir şey olduğunu düşünmüştü.
Aşırı ölçüde hassas, umarsızca mahcuptu; mektubun üzerinden öteki gencin attığı kaçamak ve eğlenen bakış, bir hançer gibi yaktı içini. O bakışı yakaladı, ama hiç çaktırmadı, çünkü kendini denetlemeyi de öğrenmişti başka şeylerin yanında. Ama içine giren hançer gururuna da saplanmıştı.
"Ben," diyordu Osman, "Dımaşk'tan dönüyordum. Maan ile Zerka arasında konaklamış, uykuların sonuna gelmiştik Bir nida işittim: 'Uyanın ey uykudakiler, uyanın!.. Mekke'de Ahmed zuhûr etti, uyanın!'"
Dünyadaki ömrümüz içinde cennete ulaşmayacağımızın, cehennemle karşılaşmayacağımızın bilincinde olduğumuz halde mücâhededen geri durmayız. Niçin yaparız bunu? Niçin aç kalan komşumuzdan sorumlu olduğumuzu, derdini dindiremediğimiz dostumuzun niçin bizi kedere boğduğunu düşünürüz? Çünkü nâzil olan Kur’an yeryüzünü bu yanımızda Müslimler, öte yanımızda gayri-Müslimler bulunmak üzere iki parçaya ayırmıştır. Müslümanların fikir yapısı mü'minlerin parçalanmaz bir bütün oldukları gerçeğiyle teşekkül etmiştir. Diğer taraf ahlâkını hakkın güçlüye teslim edilmesine ayarlamıştır. “Zapt et ve müstemlekeleştir.” Batı’ya vücut veren de, Batı’yı ayakta tutan da bu şiardır.
|Dost ve Komşu- İsmet Özel
cr: istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=23...