Nalan

Aydın ile halk arasındaki uçurum
Arabacı, kapıcı, işçi, memur, tüccar... bütün bu insanların ben ve benim sevdiğim insanlar gibi yaşamadıklarını, bizim istediklerimizi istemediklerini ve bizim gittiğimiz yöne gitmediklerini anlamak için sokağa çıkıp kapı önüne oturmak yeterdi. Sevdiğim, saydığım, inandığım insanlarsa, kendilerini kuşatan çoğunluk içinde- karıncalar gibi didinip duran ve binbir dalavereyle, iğrençlikle sürekli kendilerine birşeyler edinmeye çabalayan çoğunluk içinde- yapayalnız ve yabancıydılar, kimselere gerekli değildiler.
Sayfa 89·Kitabı okudu
Edebiyat
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Güzel benzetme :)
Aşırı yemekten ağırlaşmış, artık fare avlayamayan, ama başrı ve zevk dolu geçmiş günlerini hatırlayarak yalnızca tatlı tatlı mırlayan yaşlı bir kediye benziyordu.
Sayfa 309 - Türkiye İş bankası kültür Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Neşe ile ilgili bir tespit
Bizde neşe kendi başına var olmadığı gibi, ona salt neşe olarak değer de verilmez; derin Rus hüznünü bir parça olsun yatıştırabilmek için, neşeyi, gömülü bulunduğu derinliklerden özel çabalarla çekip çıkarmak gerekir. Kendi başına var olamayan neşede, neşeye özgü bir iç gücün olup olmadığı kuşkuludur ve bu kuşku, neşenin neşe olarak varoluşundan değil, hüznü bertaraf etmek amacıyla çağrılmış olmasından kaynaklanır.
Sayfa 311 - Türkiye iş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Büyük bir heyecan duyarak, yutarcasına dinlerdim bu konuşmaları. Bütün insanların aynı şeyleri konuşmaları hoşuma giderdi. Hayat kötü, yaşadın mı, iyi yaşayacaksın! Herkesin söylediği buydu! Ne var ki, dillerinden düşürmediği bu iyi yaşama isteğinin kimseyi hiçbir şekilde bağlamadığını, atölyedeki gündelik hayatta, ustaların birbiriyle ilişkilerinde hiçbir şeyi değiştirmediğini görüyordum. Dinlediğim bu konuşmalar bir yandan hayatıma ışık tutarken, bir yandan da bu hayatın gerisinde insana bezginlik veren kahredici bir boşluğu görünür kılıyor ve bu lafları eden insanlar da, ettikleri gevezeliklerin anlamsızlığından yakınarak bu boşlukta, tıpkı göl yüzeyindeki çerçöpün esintiyle ileri geri salınması gibi kızgın, öfkeli bir şekilde yüzüp duruyorlardı.
Sayfa 318 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat