Kitap 3 bölümden oluşmaktadır. İlk iki bölümde; insanın aç gözlülüğü ve fırsatçılığı yer alırken, son bölümde, ilk iki bölüme nazaran -aslında- daha trajik ve dinsel bir hikaye ile karşılıyoruz. Aslında bir dakika sonra ne olacağını bilemiyoruz. Yaptığımız her şeyi bir beklenti içerisinde olmadan ve sonuçlarında ne ile karşılaşacağımızı düşünmeden yapmamız; insan olduğumuzun, doğru olanın bu olduğunu ve bu doğrular neticesinde hareket etmemizin bir göstergesi olduğunu kanıksayıp, eyleme dönüştürmeliyiz.
"İnsan neyle yaşar ?.." Bu cümleyi okuduğumuz zaman, herkesin aklından ışık hızında çeşit çeşit düşünceler geçmiştir muhakkak. İtiraf etmek gerekirse; kitap, beklentimi karşılamadı. İçerik olarak aslında, beklediğim tarzda bir kitap; fakat anlatılan hikaye bakımından, beklediğim türde hikayeler ya da kurgular okuyamadım..
"Pirince giderken bulgurdan olmak." diye bir deyim vardır. Sanırım bunu söylemem tam yerinde olacaktır. Çünkü, oportünizmin doruklarında gezinen, kanaat getirmeyip daha fazlasını isteyen insanların -sonunda- ellerinde avuçlarında hiçbir şeyin kalmadığını ve hatta yerine göre canlarından oldukları bir olaylar zincirinden ve hikayeler bütününden oluşan bu kitaptan, ders çıkarmamak mümkün değildir.
Bir gün aklıma şu söz geldi : "İnsan, ciddi anlamda çaresiz kaldığında ve ölümün eşiğinde olduğunda; yaratıcılığının, zekasının ve hayal gücünün doruk noktasına ulaşır."
Kitaptaki kahramanımızın ve figüranların olaylar döngüsünde yaşadıklarını gözümde canlandırdığımda ve kitaptaki "bey'in" bu çaresizliğini görüp de, kafasının içinden ışık hızında geçen düşüncelerini pişmanlıkla dile getirdiğinde -aslında- her şeyin boş ve aç gözlülüğün hiç de insana yarar sağlamadığını ve herkesin gerçekten bir somun ekmek, bir bardak su için yaşadığını açık bir şekilde