"Beni kandırabileceğinizi mi sandın?" dedim, öfkemin fırlamaya hazır bir yay gibi içimde kıvrıldığını hissederek. "Bu benim ailem! Nasıl bilemezdim ki? Ruhlar sizin yaptıklarınızı yapmazlar. Ruhlar hırsızlık yapmazlar, kız kaçırmazlar."
Alleg alaycı bir tebessümle başını iki yana salladı. Dişlerinde kan vardı. "Halkının neler yaptığını herkes bilir."
Dayanamayıp patladım. "Herkes bildiğini düşünür! Söylentilerin gerçek olduğunu zannederler! Ama Ruhlar bunu yapmazlar!" Çılgınca etrafımı işaret ettim. "İnsanlar o fikirlere sırf senin gibiler yüzünden kapılırlar!" Öfkem iyice parladı ve kendimi haykırırken buldum. "Şimdi bana bilmek istediklerimi söyle, yoksa sana neler yapacağımı duyduğu zaman Tanrı bile ağlar!"
"Anlamsız değil!" diye karşı çıktım. "En fazla şeyi cevap veremediğimiz sorulardan öğreniriz. Bunlar bizi düşünmeye sevk eder. Bir insana tüm cevapları verirsen elde ettiği tek şey bazlı hakikatler olur. Ama ona bir soru verirsen kendi cevaplarını kendi arar."
Bir şeyin farkına vararak cümlemi yarıda kestim. Elodin de aynen bunu yapmıştı. Sınıfında yaptığı her şey: oyunları, ipuçları, üstü kapalı bilmeceleri... Bunların hepsi bir nevi soruydu.
Marten başını iki yana sallayarak oradan ayrıldı, fakat ben düşüncelere daldığım için bunu fark etmedim bile. Hep cevap istemiştim ve aksini düşünsem de Elodin bana onları vermeye çalışmıştı. Kötü niyetli bir esrarengizlik sandığım şey aslında hakikate doğru ısrarcı bir teşvikti. Elodin'in öğretilerinin kapsamı karşısında, anlayış kıtlığım karşısında, görüş eksikliğim karşısında afallamış olarak orada sessizce oturdum.
"TARİHİ DEĞİŞTİRMEK VE HATTA SİLMEK İÇİN UMUTSUZ BİR NESİL YETİŞTİRMEK YETERLİDİR."
"BİR NESİL METNİ DEĞİŞTİRİR. SONRAKİ NESİL O METNİ ÖĞRETMEYİ SEÇER. ONLARIN ARDINDAN GELEN NESİL BÜYÜRKEN BU YALANLAR TARİHİN GERÇEKLERİ OLUP ÇIKAR."