“Dönemler” lafı aklımda takılı kaldı. Yeni bir döneme nasıl girildiğini düşündüm. Yaşanmış olanlarla araya nasıl net bir çizgi çizdiğimizi. Jeolojide, çoğunlukla bir yok oluşun ardından gelir, değil mi? Mezozoik Çağ dinozorların meteor çarpması yüzünden topluca ölmesiyle bitmiştir. Ben yeni bir dönem mi başlatıyordum yoksa yanımda eski dönemden çok fazla şey mi taşıyordum acaba? Hayattaki sınavımızda bu değil mi? Yaşanmışlıkları yok etmeden yola devam edebilmek. Kendimizi yok etmeden nelerden vazgeçmemiz, nelere sıkı sıkı tutunmamız gerektiğini görebilmek. Hem meteor hem de dinozor olmamayı başarabilmek.
Bundan sonra ne yapacağıma dair net bir karar vermiş değilim. Bir kararım olsa bile bunun istediğim şekilde sonuçlanacağının garantisi yok zaten. Sadece… Ne olacağını asla bilemeyeceğimiz bir dünyada, şu an elimden gelen neyse onu yapıyorum.
Ne yazık ki bize zamanın eğilip bükülebilirliğini öğretmek, sadece en küçük hazzı ya da acıyı gerektirir. Bazı duygular bunu hızlandırır bazılarıysa yavaşlatır; ara sıra da kaybolmuş gibi gözükür zaman, ta ki bir daha asla dönmemek üzere gerçekten de kaybolduğu son noktaya dek.
Kitaplar gürültü patırtı koparmıyor, yargılamıyor, alay etmiyor veya herhangi bir şeyi geri çevirmiyorlardı. Aksine sizi kanepedeki yastıkları kabartıp içlerinde kaybolmaya davet ediyor, çay ve kızarmış ekmek ikram edip sunabildiklerini almanızdan başka herhangi bir beklentileri olmadan yüreklerini sizinle paylaşıyorlardı.