Bu kitabı okumaya bir parkta ağaçların arasında otururken -tam kapanmadan önceki son gün- başladım. Hava güneşli, hafifçe esen bir rüzgar var. Keyfim yerinde. Kitabın ilk sayfasındaki şu cümle hemen yakaladı beni, çünkü içinde bulunduğum ortamı anlatıyordu sanki:
" Yorgunluktan tükenmiş, sandalyelerine yığılıp kalmış insanları pek bir güzel bulurum. Cılız güneşin altındaki insanlar, başarı ve rekabete dayalı toplumumuzun, mesai sonrası nihayet seyre sunulmuş yaldızlı kenarları gibiler. "
Ana karakterimiz Gerhard, etrafını gözlemleyip kimsenin görmediği küçük detayları yakalarken ben de kendimden bir şeyler buluyorum. Kimsenin görmediği detayları yakalayıp bundan keyif almak hayatla başa çıkmanın bir yolu belki de, kendimden biliyorum. Gerhard, birbirinden alakasız detaylarla bir bağlantı kurarak bakış zinciri kuruyor ve içinde bulunduğu gerçeklikten bir başka gerçekliğe geçiyor. Biz de Gerhard'ın dünyasına dahil olarak kendimizi başka bir gerçekliğin içinde buluyoruz.
".. bilinmeyen olaylar arası bağlantı kuran ve bana anlatılmaz bir paye veren veya yücelten veyahut başka bir gerçekliğe götüren bir bakış zincirinin mucidi olarak görebilirim kendimi şu an. Bir dakika boyunca yaşadığım coşkuyu kelimelere dökmem mümkün değil. Keşke Traudel de yanımda olsaydı. O zaman bu imgeleri ona da göstererek bu başka gerçekliğe onu da katabilir, beni tanımanın insanı zenginleştirdiği fikrine kapılmasını sağlardım. "
İçinde bulunduğum gerçekliği sorguladığım, bazen de katlanılmaz bulduğum şu günlerde Genazino'nun satırlarını okumak iyi geldi: " Mütamadiyen gerçekliğe mecburen abone olmak değil, inceliğine yaraşan bir şeyler yaşamak istiyor ruhum. Ruhumu yatıştırıyor, ikame deneyimler yaşamak için etrafıma bakınıyorum. Ama gerçeklik pek cimri, ruhumun arzusunu geri çeviriyor.