İslâmlık çağındaki Türklerin, İslâmlığı, Türklüklerini unutarak benimsemelerindeki trajediyi bir yana bıraka-rak, Batı medeniyetine girerken kapıldığımız tesirlere kısa bir göz atalım: Önce parlamentarizm hastalığı.... Fransa'yı gören, gözleri kamaşan aydınlarımız Fransa'daki parlaklığın parlamentodan geldiğini görerek veya sanarak bizde de aynı usul uygulanırsa her güçlüğün çözülece-ğine inandılar. Fransa'da tek millet, Osmanlı İmparator-luğu'nda birçok millet olduğunu düşünemediler. Bir Osmanlı parlamentosunda Türklerin azınlıkta kalacağını, başkalarının söz sahibi olacağını tarihî safiyetleriyle idrak edemediler.
1908 Meşrutiyetinde "hürriyet, müsavat, uhuvvet" prensipleri ortaya çıktı. Uhuvvet yani kardeşlik Osmanlı İmparatorluğu'ndaki bütün unsurların kardeş olmasıydı. İmparatorluk milletleri sarmaş dolaş olurken buna ciddî olarak inananlar yalnız saf Türklerdi. Silahları Türk kanına bulanmış komitacı Balkanlıların ve Osmanlı devletini yıkmak için daha o zamandan beri İngilizlerle anlaşmış Arapların böyle bir şeye inanmayacakları belliydi.
Cumhuriyetten sonra dış siyaset manevraları dolayı-sıyla ortaya çıkan Türk-Rus dostluğu da, gerçek komü-nist olanlar dışında, bir hayli aydını tesiri altında bıraktı. Bunlar mazinin artık unutulduğuna, yeni bir çağın başla-dığına, Batı emperyalizmine karşı Ruslarla dostluğun zarurî olduğuna, Rusların Türkiye aleyhinde artık kötü niyetleri kalmadığına inandılar. Rusya, Boğazlar'da üs Doğu Türkiye'den toprak isteyinceye kadar tatlı uykula-rından uyanmadılar.
Hükümetin, parlamentonun izni olmadan üsleri açmaya yetkisinin bulunmadığının eleştirisi, Demirel’e bırakıldı. Ecevit Hükümeti’nin, NATO havadan erken ihbar ve kontrol sistemi çerçevesinde Konya’da üs kurulmasına kendiliğinden talip olduğunu ancak Metin Toker farketti. Batının, “neo-koloniyal” doğrultudaki ekonomik diktasına boyun eğilişi, görmezlikten gelindi .
Araştırmacılar, bir erkek bebeğin yedi aylık olduktan sonra annesinin kızgın ya da korkm uş olduğunu anlayabileceğini ortaya çıkardılar. Ancak bu aynı bebek on ikinci aydan itibaren annesinin ifadelerine karşı bağışıklık geliştirip bunları kolaylıkla görm ezden gelebilir.
Abdi İpekçi, 21 Kasım 1965 tarihli yazısında, bu duruma dikkat çekmişti. İpekçi, Senatör Sadi Kocaş'ın ABD'nin Türkiye'deki üs ve tesisleri hakkında TBMM'ye sunduğu yazılı soru önergesine değinerek ABD üs ve tesislerinin önemli bir tartışma unsuru olduğunu ifade etmişti.
ABD üs ve tesisleri, Türkiye'de uzun yıllar bilinmezliğini korumuştu. 1964'te Kıbrıs meselesi karşısında Türkiye'nin müdahale kararına ABD'nin karşı tavır almasıyla birlikte, üstler konuşulmaya başlanmıştı. Türkiye'de ABD üst ve tesislerini ilk eleştiren kuruluş, Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) yayın organı Bizim Radyo olmuştu. Bizim Radyo yayınlarında ABD üs ve tesislerine geniş yer verilmiş ve bu üstlerin varlığı, işgal olarak değerlendirilmişti.