Merhaba arkadaşlar. İyi akşamlar ve güzel bir hafta sonu diliyorum. Yıllar sonra yine tekil bir David Morrell kitabıyla karşınızdayız. Ajanımız, Drew Maclane adında devlet için çalışan ve görevi kötüleri öldürmek olan bir karakter. Yani yine ana teması polisiye olarak ilerleyen bir eser okuyacağımızı belirtmek isterim. Ancak bu defa avcı, av olmuştu diyebiliriz. Onun geçmişini bilen, onun keşişlik hayatına aldırış etmeyen birisi onun peşine düşmüştü. Bu defa olaylar tam da onun da içinde yaptıklarından, son işi nedeniyle sorumluluk duyduğu bir dönemde gelişiyordu. Haliyle benim kişisel beklentim de aksiyonu hiç durmayan bir polisiye, sıkıcı konuşma sahnelerine çok fazla yer verilmeyen bir kitaptı diyebilirim.
Drew’in (soyadını yazmaya üşeniyorum) özellikle tam 6 yıl boyunca kimseyle konuşmadığı kısımlar biraz sıktı diyebilirim. Yani kendini kapatması, kendince günahlarının bir tür kefaretini ödemesi, iletişim olarak sadece kapalı bir kapıdan uzatılan yemek kapları. Biraz böyle aksiyonu yüksek bir filmin giriş sahnelerini anımsattı bana. Ardından bir fare ile arkadaşlık benzeri bir ilişki kurduğunu görüyoruz. Daha sonra bu fare bir gün zehirleniyor. Bu Drew’in aklına ilk şüpheyi ekiyor ve bir intikamın yaklaştığını hissediyor. Bu yaklaşımdan sonra haliyle o da artık odasından çıkıyor ve düşmanla yüzleşmeye -nihayet- hazırlanıyor.
Ben özellikle beklentim ışığında aksiyonun yüksek olmasını sevdim. Sanırım biraz eski casusun psikolojisini yazar iyi yansıttığından bundan da etkilendim. Gözümde canlandırabileceğim çok fazla sahne vardı. Bunun yanında dini açıdan hiçbir bilgisinin olmaması ama keşişliğe hem de Katolik öğretilerine sığınması biraz garipti. Katolik inançları biraz fazla şiddet içerir. Burada da kendini kırbaçlayarak günahlarının cezasını kendine çektiren bir