“Hayat beni sıkıyor..." dedi. "Her şey beni sıkıyor. Mektep, profesörler, dersler, arkadaşlar... Hele kızlar... Hepsi beni sıkıyor... Hem de kusturacak kadar..."
Bir müddet durdu. Eliyle gözlüğünü oynattı ve devam etti: "Hiçbir şey istemiyorum. Hiçbir şey bana cazip görünmüyor. Günden güne miskinleştiğimi hissediyorum ve bundan memnunum. Belki bir müddet sonra can sıkıntısı bile hissedemeyecek kadar büyük bir gevşekliğe düşeceğim. İnsanlar bir şey yapmalı, öyle bir şey ki... Yoksa hiçbir şey yapmamalı. Düşünüyorum: Eliminizden ne yapmak gelir? Hiç!... Milyonlarca senelik dünyada en eski şey yirmi bin yaşında. Bu bile biraz palavralı bir rakam. Gecen gün bizim felsefe hocasıyla konuşuyordum. Lafı gayet ciddi tarafından açtım ve 'hikmeti vücudumuz'u araştırmaya çalıştım. Dünyaya ne halt etmeye geldiğimiz sualine o da cevap veremedi. Yaratmak zevkinden, hayatin bizatihi bir hikmet olduğu hakikatinden dem vurdu, fakat çürük. Ne yaratacaksın? Yaratmak yoktan var etmektir. En akıllımızın kafası bile bizden evvelkilerin depo ettiği bir suru bilgi ve tecrübenin ambarı olmaktan ileri geçemez. Yaratmak istediğimiz şey de bu mevcut malları seklini değiştirerek piyasaya sürmekten ibaret. Bu gülünç iş bir insani nasıl tatmin eder bilmiyorum. Bizde ziyasını beş bin senede gönderen yıldızlar varken, en kabadayısı elli sene sonra kütüphanelerde çürüyecek ve nihayet beş yüz sene sonra adi unutulacak eserler yazarak ebedi olmaya çalışmak yahut üç bin sene sonra kolsuz bacaksız, bir müzede teshir edilsin diye ömrünü çamur yoğurmak ve mermere kalem savurmakla geçirmek bana pek akollı işi gibi gelmiyor." Sesine mühim bir eda vererek ağır ağır mırıldandı: "Bana öyle geliyor ki, hakikaten yapabileceğimiz bir tek iş vardır, o da ölmek. Bak, bunu yapabiliriz ve ancak bu takdirde irademizi tam
Zaten sana ait bir koltukta oturuyordum, geri al işte.”
“Bana baksana, orospu çocuğu.” Önce oturduğum zemini ona gösterdim, hemen sonra da benden birkaç adım uzaklıkta duran koltuğu... “Kalkıp bir koltuğa oturmayacak kadar tembel bir herifim, senin koltuğunu ne yapayım?” Bir daha kimse bana o liderlik sorumluluğunu yükleyemezdi. “Yerine geçmekle ilgilenmiyorum, amına koyayım!”1“Ulan şu üşengeçliğinden bir gün geberip gideceksin! Büyü artık ve biraz sorumluluk al.”“Beni liderliğe getirmeye kalkışırsan bize ait olan bölgeleri, şirketleri ve tek tek sayamayacağım tüm o siktiğim mal varlıklarını satarak giderim.” Bunu gerçekten yapacağımı gösterircesine sırıttım. “Su içmeye bile üşeniyorum, bir de kalkıp bölge lideri olamam. Bok gibi param var, yedi sülaleme yeter, niye çalışayım lan ben?”